Uzm. Dr. Hıdır Arslan

 

arslanh@me.com

 

 

BİR ZAMANLAR, BİR YERLERDE !

 

Doktor Mazlum, yine karganın malum hedefine gitmediği saatte işteydi, soyunurken kıyafetini henüz ısıtamadığını düşündü, hissi kablel vuku kötü bişeyler olacak diye geçirdi üşüdü ve ürperdi. Formasını giydi, vizite önlüğünü geçirip ilikledi düğmelerini ve hasta katına yollandı. Sanırsın tüm hayat, hatta hasad mevsimleri, diyaliz ile belirleniyordu, Mazlum’a göre.

 

3. diyaliz katında şeker ayaklı, şeker fabrikalı, ortası bağlı, etrafı dağlı Erzincan’dan Kıymet teyzenin mantarlı tırnaklı güzel yaralı ayaklarında, tırnak çitletip, pansuman ederken, lacivert kıyafetli, sert görünüşlü hemşire heyecanla koşup geldi. “ Doktor bey çabuk gelin yeni bir fistülden pıhtı gelme vakası oldu” diyerek, yatılı mektepli, yoksul aile çocuğu, Doktor Mazlum’u olay yeri inceleme ekibi baş sorumlusu olarak, 2. diyaliz katına çağırdı.

 

Doktor Mazlum “Satılmış bey, maalesef fistülünüz tıkanmış görünüyor, durumu farkında mısınız, evde hiç kontrol etmek gelmedi mi aklınıza hani, zahmet olacaktır elbette size?”dedi.

 

Hasta Satılmış bey iştahlıydı, bir o kadar da asabiydi; “Daha dün baktım çalışıyordu püskülüm. Şahmaran hemşire taktı iğneyi, o durdurdu herhal. Tost neyli var, çaylar bugünlerde soğuk geliyor, bugün kahvaltı da ne veriyorsunuz, Televizyonum STF çekmiyor mu? ”diye sorularını sıraladı.

 

Doktor Mazlum, son ütücü hemşire Nazlı hanıma dönüp, bir ümitli soru bakışı fırlattı. Hemşire Nazlı “iğneleri taktım ama pıhtı geldi “dedi. Garibim Doktor Mazlum gerçeği şıp diye anlayıverdi; “hemşire kola değmeden iğneleri takmıştır” diye geçirdi içinden. İçinden yine bir Şark ekspresi öfkeli dumanlar çıkararak geçip gitti, Van'a doğru.

 

Doktor Mazlum, çare üretme gayreti ile, hasta Satılmış beyin kızını aramak üzere antik Ericksson telefonuna sarıldı. Hasta yakını “lansör ü bitmişti, vallahi çocuğu okula bırakıp alacağım, gelebilecek kimsemiz yok” diyerek doktoru ve içinden geçen ekspresi raydan çıkarıp uçuruma yuvarladı. Ama doktorcağız kendini uçurumdan çıkarıp, hastanın kızı Latife hanımı ısrarlı aramalar ile kliniğe gelmeye ikna etti.

 

Latife hanım bin hışımla kliniğe bir dalış daldı ki; katlarda yatan diğer garibim hastalar, yataklarından düşeyazdılar, sanki Marmara depremi yine zuhur etmişti Allah korusun. “Bana bak hanım, doktor Mazlum efendi nerede bakalım” dedi, danışmadaki Serçe hanıma.

 

Latife hanım;“Sırtımızdan bunca parayı kazanın, ufacık ameliyata ben koşayım. Verin kağıtlarını, dosyasını, hepikrizimizi götüreceğim babamı, 184'e de şikayet edeceğim sizi. Sürüm sürüm süründüreceğim topunuzu alimallah, hem siz bizim kim olduğumuzu bilmiyormusunuz kuzum, Satılmış bey Yozgat eşrafındandır, torunu bakanlıkta müsteşardır” dedi.

 

Girişteki uğultu ve çınlamayı, hemşire arkadaşların birbirlerinden tutam tutam saç yolduğu bir muharebe sanarak olay yerine koşan doktor Mazlum, Latife hanımı görünce korkudan öleyazdı. “Hanfendiciğim, sakin olunuz istirham ediyorum” diye yalvardıkça kadıncağız daha da kurumlandı, şişti, adeta tüylerini kabartan bir dövüş horozu misali, doktorun yakasına yapıştı. Olan olmuş, Mazlum'un gözlükleri uçmuş ve şimdiden iki önlük düğmesini kaybetmişti. Mazlum içinden saydı, yutkundu, birkaç derin soluk alıp, düğmeleri ve uçan kırılmış gözlüğünü toplayıp önlüğünün cebine soktu. Kadını sükunete ikna edip, bu derdi çözme telaşına geri döndü.

 

Mazlum evvela özel büyük plaza doktoru cevval cerrah Erdal beyi aradı, durumun vehametini çok açık etmese de yalvardı adeta; “Sen tamir edersin bu fistülü, en kötüsü olmaz ise geçici bir katetercik” ama karşısındaki doktor daha inatçı ve ev kredisi ödemesi Mazlum”dan yüksekti. “Ben anlamam hocam, hastanın parası var ise gönder, yok ise ödemeyi sen yapacaksan yine de gönder, ama parası yok ise sende elini taşın altına koymuyorsan, niye yapayım hocam, salla devlete gitsin, devletin kucağı hepimizden geniştir”.

 

Mazlum adeta kaynar su kazanından çıkmış gibi dudaklarını ısırdı, o acıyla bir gözyaşı yakasından yuvarlanıp yer döşemesinde dağıldı gitti.

 

Girişimsel radyolog arkadaşı geldi aklına, plazalar adamı adamlıktan çıkarır derdi, ama iş sıkışıktı, normal zaman değildi. Yine sarıldı antik telefonuna, doktor Cansın beyi aradı. “Uğraşırım hatırın için, ancak malum bizde farklar yüksek, bu iki binliğin ödenmesini garantilersen gönder. Yok parası yoksa, aman yaklaştırma bize; sistem fakir hasta çevresi olana iyi gözle bakmıyor bizde” dedi kapattı. Mazlum kendini çimdikledi rüya değildi, uyanıktı yine. Yediuyuyanlara gitmek istedi içinden, kaçıp gitmeli ve uyumalıydı, bu kabus ancak uyuyarak atlatılabilirdi. Karşısında Latife hanım konuşuyordu, ama sadece bölük pörçük; “siz ne işe yararsınız” kısmı çalınmıştı kulağına.

 

Bir kez daha telefonu eline alıp, bu belayı nasıl savarım çabasına girdi. Devlet hastanesinde girişimsel radyoloji hekimi doktor Lütfullah beyi aradı; “ Özelde farkı verebiliyorsanız, şu özel hastanede yapalım, yoksa randevu alıp polikliniğe gelsin” deyince Mazlum önlüğün içinde terlemekten olsa gerek, daha daha küçüldüğünü düşündü, su kaybından olsa gerekti.

 

Tıp Fakültesi'nin seçkin nefroloji hocasını aradı; “Aman hocam, canım hocam, kurtarın beni bu azaptan, acilen yardım edin” dedi. Hoca da “kardeşim ben sizinle çalışmıyorum, ne diye hastana yardım bulayım” deyip kapattı yüzüne.

 

Hemodiyalizde çalışan hekim arkadaşı, şarkı mırıldanarak yanına yaklaştı, eğilip kulağına; “Abi bırak gitsin, kendi bulsun yaptırsın, hasta da yakını da uçmuş, nereden buluyorsun bunları, defet gitsin” deyince Mazlum kaşlarını çatıp homurtu ile vahşi hayvani bir ses çıkararak gönderdi, hayırsızı.

 

Mazlum geceden ateşli çocuğu ile sabahladığı, sıcacık evini düşündü, hekimliği, köy ilkokulunu, yatılı sıralarını, hekimlik düşlerini, fakülte günlerini, polisten dayak yememek için kaçarken apartman boşluğundan kendini polise teslim eden Sivas'lı kapıcı Cemal'i, Beyoğlu Emniyetindeki Gemi'yi, Sarı Gacı'yı, kaç jop bir apolet ederdi, unutmuştu hesabını, ecnebi memleketlerdeki hekimlerin huzurunu düşündü, “dışardan doktor ithal edeceğim göreceksiniz” diyen Sağlık Bakanlığı havası çaldı kafasında, Mehteran Marşı gibi, SGK'yı düşündü “çok konuşma, keserim sana cezayı sakallı” tehditlerini, “Hasta vermezsen, farkı sen ödersin diyen organ nakil üniteleri damaryolu desteğini”.

 

Usulca ezilerek, Latife hanım taciz ateşleri altında Serçe'yi çağırdı; “söyle kızım depoda var ise getirsin Cumhur bey, takayım kateteri” dedi. Çıktı, sildi, yıkandı giyindi, besmele ile daldırdı keskin iğneyi. Satılmış beyin şahdamarını teğet geçip yerleştirdi kateteri, sildi, yıkadı, kontrol etti, sabitledi, başlatın tedavisini dedi, Latife hanımın tacizi altında, ağlaya ağlaya odasına yollandı.

Yayın Tarihi:11/04/2016

DiyalizHaber

Diyalizden Haberiniz Olsun

www.diyalizhaber.net © 2016  Edited&Designed by PEGASUS