SEKTÖREL ANALİZ

 

BÖLÜM 1: DİYALİZİN İLK YILLARI  NASILDI?

DiyalizHaber olarak, Bayraktar Diyaliz Merkezi Kurucusu Dr. Savcı Bayraktar ile sektörün durumu ve sorunları hakkında bir röportaj gerçekleştireceğiz. Öncelikle bizimle röportajı kabul ettikleri için, Dr. Savcı Bayraktar’a DiyalizHaber adına teşekkür ederiz.

 

DİYALİZHABER: Öncelikle Savcı Bayraktar kimdir bize kendinizi kısaca anlatabilir misiniz?

 

Dr. Savcı Bayraktar: İstanbul Tıp Fakültesi mezunuyum. Kısa bir dönem Kuledibi Belediye Hastanesi ve Haseki Cildiye de devlet hizmeti olarak görev yaptım. Daha sonra özel sektöre geçerek kendi adımla bu binada bir tıp merkezi kurdum. 40 yıldır bu binada sağlık hizmeti veriyorum. 90’lı yılların başında Türkiye Özel Sağlık Kuruluşları Derneği’ni kurduk. Bu derneğin 2 dönem başkanlığını yaptım. O yıllarda özel sektörün sorunlarını Bakanlık nezdinde anlatarak belli bir aşamaya kadar getirdik. Fakat daha

sonra bu dernek Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) adı altında yeni bir çatıda birleşti. Bu dernekte biliyorsunuz, Mehmet Ali Aydınlar, Muharrem Usta ve Reşat Bahat gibi kişiler bu dernekte başkan olarak görevlerini yaptılar. Biz dernek olarak, o yıllarda, çalışmalarımızda siyasetçilerle uyum içinde ve saygın bir ilişki içinde olduk. Fakat maalesef şu anda, her kuruluş gibi,  sağlık kuruluşları da sadece kazanç amaçlı görülüyor. Eski sağlık kuruluşları şu an çok zor durumdadır. Bu kuruluş İstanbul’da ilk sahibi ile hizmet veren en eski kuruluştur. Çoğu ya satıldı ya da ismini değiştirdi. Bizde eskiden tıp merkezi olarak birçok branşta  poliklinik hizmeti veriyorken içine diyalizi hizmet alanına dahil etmiştik. Fakat şu anda tüm branşları kapattık ve sadece diyaliz hizmeti veriyoruz.

 

DİYALİZHABER: Savcı Bey, diyalizle ilk nasıl tanıştınız, diyalize yatırım yapma fikri nasıl doğdu?

 

Dr. Savcı Bayraktar: Biz o yıllarda tıp merkezi olarak çalışırken çok yönlü hizmet veriyorduk. Hastalarımızın diyaliz konusunda ihtiyacı olduğunu hissettik ve 3 makine alarak bir bölüm olarak hemodiyaliz hizmeti vermeye başladık. O zamanlar ruhsat almak gerekmiyordu. Ama bu iş için 3 makinenin yetersiz olduğunu gördük. Zaman içinde 13, 23 ve 34 makinelik bir merkeze dönüştük. Biz o zamanlar bir küçük hastane gibi, tüm branşlarda hizmet veriyorduk ve çalışan hekimler uzman hekimlerdi. O zamanlar bu bölgede başka hekim veya sağlık tesisi yoktu. Bütün adli vakalara bile, çok vaktimizi almasına rağmen, herhangi bir menfaat gözetmeden biz bakıyorduk.  Poliklinik olarak tek kayıtlı doktor bendim. Mesul Müdür olduğum için adli vakalara ben gidiyordum. Bugüne kadar adli hizmetler için devletten, bir lira bile almadım.  Bölged kaymakamlık, muhtarlık, okulların hepsine ben bakardım.  Bu durum 2000’li yılların başına ekonomik kriz yaşanana kadar sürdü. O krizde Merter ekonomik olarak çökünce, büyük sıkıntı yaşadık. Çünkü o işletmelere de hizmet veriyorduk. Bunun üzerine poliklinik hizmetini bırakarak, diyaliz hizmeti vermeye karar verdik. Makine sayısını artırdık; o o zaman ki şartlar da diyaliz kazançlı bir iş gibi görünüyordu. Makinelerimiz yeniydi, zaten hiç amortisman giderini düşünmüyorduk.

 

DİYALİZHABER: Peki zamanla neler değişti ve diyaliz bu hale geldi ?

 

Dr. Savcı Bayraktar:  Yıllar içinde diyaliz hizmeti için aldığımız ücret maliyetlerimizi karşılayamaz hale geldi. Mesela 10 yıl önce, diyaliz seans ücreti 138 lira idi, bugün ise sadece 160 liradır. Buna rağmen asgari ücret 10 yıl önce 380 lira iken,  bugün 1300 liraya kadar katlanarak yükseldi. Zamanla cihazların yenilenmesi gerekti ve önümüze ciddi bir maliyet olarak geldi. Başlangıçta hastanın diyalize ulaşımı için devlet ek bir ödeme yapıyordu, hasta diyalize gelirken yiyeceğini getiriyordu. Hastanın ulaşımı ve ikram maliyeti de zamanla üzerimize kaldı. Devletle çalıştığımız için kayıt dışı hiçbir giderimiz yoktur. Biz bir İSO belgesine geçtik. Bu sebeple tüm işlemlerimiz kayıt altındadır. Faturasız hiçbir giderimiz yok; bir bağ maydanozu bile fatura ile alıyoruz. Markasız hiçbir şeyi ikram olarak kullanmıyoruz. Zehirlenme olur, hastamıza bir şey olur diye eti bile markalı alıyoruz. Çalıştıracağımız personeli ön eğitime tabi tutup sonra işe alıyoruz. Sektör olarak çok çalışıyoruz ve ne yazık ki; bunun karşılığını alamıyoruz. Ben diyalize başladığım zaman İstanbul Avrupa Yakasında diyaliz yapan sadece Türk Böbrek Vakfı ve Renmed Diyaliz Merkezi vardı. Bugün İstanbul’da yapılan diyaliz sanırım eksiksiz ve Dünya ile mukayese edilebilecek düzeyde kalitelidir. Bana kalırsa en kötü diyalizi devlet hastaneleri yapıyor. Örnek vereyim; mesela bir ilçemizde diyaliz merkezi var. Devlet hastanesi bünyesinde doktor yok, nefrolog yok, o orada hizmet veriyor. Biz burada 30 makineden sonra 2. Hekim gerekli tartışması yapıyoruz. Büyük bir devlet hastanesi var bize çok yakın. Şu an 20 makinası var, nefrologları başka hastanelerden rotasyonla geliyor. Nefroloji adı var, polikliniği yok, hizmet veremiyor. Hastamızı gönderemiyoruz. Hastamızı biz taşıyoruz, kendileri taşımıyor. Diyaliz hastası çok yönlü bir hastadır. Fenalaşıp devlet hastanesi aciline gönderdiğimiz zaman, hasta yoğun bakımında diyalizi olmayan, nefroloğu olmayan başka hastanelere sevk ediliyor. Bu durumda hastayı 3-5 gün sonra kaybediyoruz.                   

                                         

DEVAM EDECEK

Yayın Tarihi: 25/03/2016

DiyalizHaber

Diyalizden Haberiniz Olsun

www.diyalizhaber.net © 2016  Edited&Designed by PEGASUS