BÖBREK YETMEZLİĞİNE BAKIŞ 1: SAĞLIK POLİTİKALARI VE DİYALİZ

 

Ülkemizin içinde bulunduğu günlere bakarsak; yalnız siyasette, ekonomide, sosyal hayatımızda değil, ne yazıktır ki, sağlık politikalarında da belirsizlik kendini hissettirmektedir. Cumhuriyet ile birlikte tüm dünyayı hayretler içinde bırakan, ülkeyi ayağa kaldırarak gelişmiş ülkeler seviyesine hızla yükselten, Atatürk Türkiye’sinde en önem verilen konular eğitim ve sağlıktır. Günümüzde eğitim ve sağlık konusunda gelişmiş ülkeler konumuna ulaşamadığımızı kabul etmemiz gerekir.

 

Sağlık politikaları çok geniş bir konu olmakla birlikte “Tıp iliğine, kemiğine kadar sosyal bir bilim” olması nedeniyle, diyalizin içinde bulunduğu sıkıntıların kaynağı sadece sağlık politikaları değil, hükümet uygulamaları ve bunların milletimiz içinde bulduğu cevaplar ile birlikte incelenmelidir. İnsanların ruhsal ve psikolojik durumlarını, ailenin maddi ve manevi olanaklarını tam olarak irdelemeden “Hastalık yoktur hasta vardır” öğretisinden ayrılırsak hatalar yapmamız kaçınılmazdır. Hastalığı ön plana alan tedavi uygulamaları, tedavide sorunlara ve sonuçta insan kaybına neden olacak sonuçlara sebep olur. Unutulmamalıdır ki; önceliğimiz her zaman; yaşam süresini ve yaşam kalitesini düşürmeyecek tedaviler ile, yalnızlaştırmadan, sosyal çevresinde en sağlıklı yaşamı hastalarımıza sağlamak olmalıdır.

 

Ülkemizde ev hemodiyalizi ve böbrek nakli hükümetimizin son dönem böbrek yetmezliği tedavisinde öncelik verdiği tedaviler olarak gözükmektedir. Periton diyalizi (PD) ve merkezde hemodiyaliz (HD), yaklaşık 5 yıldır politika olarak üvey evlat muamelesi görmektedir. Buna rağmen böbrek yetmezlikli hastaların %85’inden fazlasının tedavi gördüğü, bu sistemlerdeki hastalar ve sağlık çalışanları her yıl artan sorunlar yumağında can çekişir hale gelmiştir.

 

Özellikle kadavradan böbrek naklinin yaygınlaştırılması, böbrek yetmezliği hasta grubunda öncelikli tedavi olmalıdır. Ancak ülkemizde organ nakli olarak canlı vericiden sağlanan böbrekler ile yapılan böbrek nakli ön sırada olup, bu da ilerideki yıllarda ciddi sıkıntıların oluşmasına sebep olabilecek bir risktir. Kadavradan organ naklinin yaygınlaştırılmasına yönelik sosyal politikalar, organ yetmezlikli hastalar ve ülke ekonomisi için çok büyük kazanımlar sağlayacaktır.

 

Yine politika olarak desteklenen ev hemodiyalizi hastalarımız ve ailelerinden yeterince destek görmemiştir. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi; insanımızın yakınları konusunda, özellikle acil durumlarda müdahale edebilecek yeterliliğe ve duygu durumuna sahip olmaması, oluşabilecek bir risk anında sorumluluğu üstlenecek eğitim, psikoloji, teknik destek vb. alanlarda yetersizliğidir. Ayrıca sosyo-ekonomik olarak hastaların büyük çoğunluğu sorunlarla boğuşmaktadır. Hastalarımızın çoğunluğu, barınma ve beslenme problemleri yaşamaktadır. Evlerinin fiziki olarak bu tedaviye uygun olmaması sebebiyle de ev hemodiyalizine geçmek istemeyebilirler.

 

Periton diyalizi (PD) tedavisi gören hasta sayısında, geçen 5 yıllık dönemdeki azalma göze çarpmaktadır. Bunun sebepleri yeterli teknik eleman olmaması (özellikle PD hemşiresi), kronik böbrek yetmezliği takip ve tedavisine çok geç başlanması nedeniyle PD tedavisi için planlanan hasta sayısının azalması, peritonit vb. sorunların hastaların birbirlerine olumsuz reklam etmeleri PD tedavisine ilgiyi azaltmıştır.

 

Merkezde hemodiyaliz ise özellikle son 5 yılda tamamen göz ardı edilmiş, diyaliz merkezi sahipleri, sağlık çalışanları ve hastaların, sistemdeki uygulamalardan doğan mağduriyetleri, meslek örgütleri, öğretim görevlileri ve sivil toplum kuruşlarınca defalarca anlatılmasına rağmen kulak arkası yapılmıştır. Bu durum diyaliz merkezlerinin sayısının azalmasına, yeterli donanıma sahip hekim ve hemşirelerin başka branşlarda çalışmak üzere sektörden ayrılmasına, yeni sertifikalı hekim ve hemşire başvuru sayısında azalmaya, kurs sürelerinin ve yeterliliklerinin azalması nedeniyle kalifiye hekim ve hemşire açığına, artan maliyetler nedeniyle uygulanan tedavi kalitesinin azalmasına, deneyimli eleman eksikliği nedeniyle hemodiyalizde damaryolu problemlerinde artış gibi sorunlara sebep olmuştur.

 

Diyaliz tedavisine giren hasta sayısı kadar; ülkemizin içinde bulunduğu sosyal problemler olan yoksulluk sonucu dengesiz ve yetersiz beslenme, genetiği değiştirilmiş gıda ve şeker şurubu katkıları ile yapılan beslenmeye bağlı obezite, bunlara bağlı hormonal dengesizlik, yaşamlarımızı elimizden alan ve bizleri gittikçe yalnızlığa sokan teknolojik aygıtlar nedeniyle artan depresyon, kişilik bozukluğu vb. psikolojik sorunlar önümüzde duran buzdağının temelini oluşturmaktadır. Önümüzdeki süreçte yalnızca böbrek hastalıkları için değil, genel anlamda sıklığı artan hastalıklar için temel bir sağlık politikası belirlenmelidir.

Dr. Alper Gürdal

 

drasog@gmail.com

 

Hemodiyaliz Sorumlu Hekimi

Tekirdağ Yaşam Hastanesi Diyaliz Merkezi 

Yayın Tarihi: 20/04/2016

DiyalizHaber

Diyalizden Haberiniz Olsun

www.diyalizhaber.net © 2016  Edited&Designed by PEGASUS