
RÖPORTAJ KONUSU: BÖBREK NAKLİNDE 40 YILLIK TECRÜBE
Röportaj Konuğu: Prof. Dr. Alp Gürkan
Röportaj Yapan: Mesut Kösem
DiyalizHaber: Bugün konuğumuz Türkiye’nin yetiştirdiği en tecrübeli böbrek nakli cerrahlarından Prof. Dr. Alp Gürkan. Sayın Hocam, öncelikle DiyalizHaber ile röportajı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sizi biraz daha yakından tanıyarak başlayalım.




Prof. Dr. Alp Gürkan: 1959 İzmir doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi İzmir’de tamamladıktan sonra 1981 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. Mezuniyetimin ardından iki yıl ABD’deki Yale Üniversitesinde “research fellow” (araştırmacı) olarak görev yaptım. 1983 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde genel cerrahi ihtisasıma başladım.
Askerlik ve mecburi hizmet görevlerimin ardından, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Böbrek Nakli Bölümünü kurmak üzere atandım. 2007 yılına kadar aynı hastanede görev yaptıktan sonra, 2007 Kasım ayında İstanbul’a geldim ve özel bir hastanede böbrek ve pankreas nakli sorumlusu olarak çalışmaya başladım. İstanbul’da birkaç özel hastanede çalıştım. Halen Okan Üniversitesi Hastanesi’nde çalışmaktayım. Evliyim; iki erkek evladım ve iki erkek torunum var.
DiyalizHaber: Tıp eğitiminden böbrek nakli cerrahisine uzanan 40 yıllık meslek yolculuğunuz nasıl başladı? Sizi bu alana yönlendiren ne oldu?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Açıkçası ilk başlarda tıp eğitimi almak hiç aklımda yoktu. Lisedeyken hep matematik derslerini seçerdim, biyoloji dersi almamıştım ve mühendis olma niyetindeydim. Rahmetli babam, "Tıp yaz, zaten zor kazanırsın" dedi. O dönemlerde bölüm tercihleri sınavdan önce yapılıyordu ve tıp fakültelerinin puanları son derece yüksekti. Sınavda oldukça iyi bir performans gösterince tıp fakültesine yerleştirildim. Bugün geriye dönüp baktığımda, "İyi ki de böyle olmuş" diyorum.
İhtisasımın dördüncü yılının sonunda, artık uzman nöbetleri tutmaya başladığım dönemde üniversitemizde böbrek nakli yapılmasına karar verildi. Bu süreci, üzerimde büyük emeği olan ve çok değer verdiğim Prof. Dr. Özdemir Yararbaş Hocamız üstlendi. Kendisi klinikteki her kıdem seviyesinden ikişer kişiyi ekibine dahil etti; ben de o şanslı kişilerden biriydim. Böbrek nakli maceram böylece başladı. İlerleyen yıllarda pankreas nakilleri ve Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen ince bağırsak nakillerini de ekibimizle birlikte hayata geçirdik.
DiyalizHaber: 40 yıl önce Türkiye’de böbrek nakli hangi noktadaydı? O günlerle bugünü karşılaştırdığınızda en büyük değişiklikler neler oldu?
Prof. Dr. Alp Gürkan: 40 yıl önce de çok başarılı ekipler vardı ancak böbrek nakli yalnızca Ankara, İstanbul, İzmir ve Antalya gibi sınırlı merkezlerde yapılabiliyordu ve nakil sayıları oldukça düşüktü. Üniversite hastaneleri dışında, sadece üç büyük ilimizdeki birer kamu hastanesinde bu ameliyatlar gerçekleştiriliyordu. Hatta bu alandaki öncü nakil cerrahı bir arkadaşım, nakillerin kamu üniversiteleri dışındaki kurumlarda yapılması fikrini o dönem şiddetle eleştiriyordu.
Bugün geldiğimiz noktada ise hem toplam nakil sayıları belirgin şekilde arttı hem de ülkemizin dört bir yanında böbrek nakilleri başarıyla uygulanıyor. Bu durum şüphesiz hastalarımız ve ülkemiz adına gurur verici bir gelişme. Bir diğer önemli değişim ise nakillerin büyük bir bölümünün artık kamu dışındaki vakıf üniversiteleri ve özel merkezlerde gerçekleştiriliyor olmasıdır. Ancak maalesef beyin ölümü sonrası organ bağışlarıyla yapılan nakil oranları o dönemde de azdı, günümüzde de hâlâ arzulanan seviyenin oldukça altında.
DiyalizHaber: Bir böbrek nakli cerrahı için 40 yıllık deneyim ne ifade ediyor? Bugün ameliyat masasına oturduğunuzda genç bir cerrahın göremediği hangi ayrıntıları görebiliyorsunuz?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Hayatın her alanında tecrübe kıymetlidir ancak cerrahi branşlarda tecrübenin yeri bambaşkadır. Elbette gerek tanı koyma süreçlerinde gerekse ortaya çıkabilecek olası komplikasyonların yönetiminde deneyimli bir cerrahın bakış açısı ile mesleğin başındaki bir meslektaşımızın bakış açısı farklılık gösterecektir. Cerrahide zaman zaman hasta hayatını doğrudan etkileyen saniyelik kararlar almanız gerekir; işte tecrübenin hayati değeri tam da bu kriz anlarında ortaya çıkar.
Bugün sistem iyi kötü bir standarda oturdu ama bu seviyeye gelene kadar büyük emekler verildi. O nedenle bizim gözümüzde her hasta son derece kıymetlidir. Zaman içerisinde gençlerin hayata bakış açısı da değişti. Günümüzde gençler olaylara biraz daha mekanik bakabiliyor; tecrübeli hocalar ise hasta yaşamını ve dokunuşunu gençlere kıyasla daha derin bir sorumlulukla önemsiyor.
DiyalizHaber: Böbrek naklinde cerrahi teknikler, bağışıklık baskılayıcı ilaçlar ve ameliyat sonrası takipte yaşanan gelişmeler hastaların yaşam süresini ve yaşam kalitesini ne ölçüde değiştirdi?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Böbrek naklindeki temel cerrahi teknikler yaklaşık yüz yıldır büyük bir değişim göstermedi. Ancak kullanılan ilaçlar konusunda muazzam mesafeler katettik. Asıl büyük devrim ise immünolojik testlerde yaşandı. Günümüzde immünolojik testlerde çok daha fazla parametre incelenebiliyor ve testlerin güvenilirliği son derece yüksek. Bu sayede eskiye kıyasla akut rejeksiyon (organ reddi) ataklarıyla çok daha az karşılaşıyoruz.
DiyalizHaber: Canlı vericiden böbrek nakli Türkiye’de oldukça yaygın. Sağlıklı bir insanın bir böbreğini vermesi konusunda toplumun bilmesi gereken en önemli noktalar nelerdir?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Tıp etiği açısından canlı vericileri kullanmak ilk tercihimiz değildir. Çünkü neticede sağlıklı bir insanı, riski ne kadar düşük olursa olsun, cerrahi bir operasyona alıyorsunuz. Fakat ülkemizde beyin ölümü sonrası organ bağışı maalesef olması gereken seviyelerin çok gerisinde kaldığından, diyaliz hastalarımızı yeniden sağlığına kavuşturabilmek adına canlı vericilere başvurmak zorunda kalıyoruz. Bu nedenle halka açık organ nakli bilgilendirme toplantılarında veya sosyal medya mesajlarımızda canlı vericilik konusunu özellikle ön plana çıkarmıyoruz.
Burada bilinmesi gereken temel husus şudur: Bağışçı olmak isteyen kişinin sağlığına –sadece kısa vadede değil, uzun vadede dahi– zarar gelme ihtimali varsa, o kişi kendisi çok arzulasa bile onu verici olarak kabul etmeyiz. Bizim birincil önceliğimiz her zaman vericinin sağlığını korumaktır.
DiyalizHaber: Canlı verici seçiminde sizin için en önemli kriterler nelerdir? Vericinin uzun vadeli sağlığı konusunda hangi riskler özellikle dikkate alınmalıdır?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Belirttiğim gibi, bu fedakârlığı yapan kişinin uzun dönemde dahi zarar görmemesi esastır. Özellikle ilerleyen yıllarda böbrek sağlığını olumsuz etkileyebilecek hipertansiyon, diyabet veya kalp hastalığı bulunan kişileri verici olarak kabul etmiyoruz. Aynı şekilde alıcıya hastalık bulaştırma riski taşıyan kanser veya aktif enfeksiyon hastaları da değerlendirme dışı bırakılır.
Böbrek veren bir kişinin ameliyat sonrası dikkat etmesi gereken hususlara gelince; her sağlıklı bireyin benimsemesi gereken yaşam tarzını sürdürmesi yeterlidir. Kilo almayacak, vücudu susuz bırakmayacak, hareketli bir yaşam sürecek ve damar yapısını bozan sigara gibi maddelerden kesinlikle uzak duracak. Özellikle nakil sonrası ilk yıl oruç tutulmasını önermiyoruz. Ve elbette en az altı ayda bir düzenli doktor kontrollerini aksatmayacak.
DiyalizHaber: Kadavra bağışı konusunda Türkiye’nin hâlâ önemli sorunları olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce organ bağışının önündeki en büyük engel nedir?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Maalesef hala ülkemizde organ bağışı büyük bir sorun. Öncelikle ben "kadavra" ifadesini kullanmamaya özen gösteriyorum. Bu insanlar vefat etmiş olsalar bile, organlarını başka insanların yaşaması için bağışlayarak kutsal bir davranış sergiliyorlar. Bu yüzden dilimi "beyin ölümü sonrası bağışlanan organlar veya vericiler" demeye alıştırıyorum.
Tüm çabalara rağmen beyin ölümü sonrası organ bağışı oranlarımız ne yazık ki çok düşük. Rutin organ nakli gerçekleştiren ülkeler arasında maalesef en alt sıralardayız.
Bana göre bu durumun önündeki en büyük engel, kişilerin hayattayken bu konuyu aile fertleriyle konuşmamış olmalarıdır. Beyin ölümü gerçekleştiğinde, vefat eden kişi sağlığında organ bağış kartı doldurmuş olsa dahi mevzuat gereği mutlaka aile onayı alıyoruz. Birey hayattayken bu iradesini ailesiyle paylaşmamış ve onları ikna etmemişse, hüzünlü anlarda aileden onay almak son derece güçleşiyor.
DiyalizHaber: Diyaliz hastalarının bir bölümü yıllarca nakil bekliyor. Sizce Türkiye’de böbrek nakli bekleyen hastaların tamamına ulaşabilmek için sağlık sisteminde hangi değişikliklerin yapılması gerekiyor?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Bu konuda atılabilecek birkaç somut adım var. Örneğin yurt dışında "kalp atımı olmayan" (non-heart-beating) donör kullanımı giderek yaygınlaşıyor. İspanya’da nakillerin yaklaşık %30’u bu yolla elde edilen organlarla yapılıyor. Ülkemizde bir dönem serbest olmasına karşın şu an yasal düzenlemeler nedeniyle uygulanmıyor.
Ayrıca ister canlı ister beyin ölümü sonrası olsun, organ bağışı karşılığında maddi menfaat temin etmek hem yasa dışı hem de etik dışıdır. Ancak organlarını bağışlayan merhum kişilerin ailelerine; eğitim bursu verilmesi, istihdam kolaylığı veya sosyal güvenlik avantajları sağlanması gibi devlet destekleri organ bağışını teşvik edici bir rol oynayabilir.
Bir diğer adım ise diyalize başlayacak her hastanın bir organ nakli merkezi tarafından zorunlu olarak değerlendirilmesidir. Böylece hastaların nakil şansı en baştan profesyonel bir gözle ele alınmış olur.
DiyalizHaber: Bir hastanın böbrek nakli için uygun olup olmadığına karar verirken hangi kriterler belirleyici oluyor? Yaş, ek hastalıklar veya hastanın uzun süre diyalizde kalmış olması nakil şansını ne kadar etkiliyor?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Tıbbi olarak bazı kesin engel durumlar (kontrendikasyonlar) mevcuttur; ancak ileri yaş tek başına bir engel değildir. Böbrek nakli büyük bir cerrahi operasyondur ve sonrasında kullanılan bağışıklık baskılayıcı ilaçların vücuda getirdiği yükler vardır. Bu nedenle böbrek nakli her diyaliz hastası için ideal yöntem olmayabilir; bazı hastalar için diyaliz tedavisini sürdürmek daha güvenli bir seçenektir.
Buradaki ana kriter, hastanın başta kalp ve karaciğer fonksiyonları olmak üzere bu ameliyatı ve sonrasındaki tedavi sürecini kaldırabilecek genel sağlık durumuna sahip olmasıdır. Uzun yıllar diyalize giren hastalarda kardiyovasküler sistem ve idrar kesesi zamanla yıprandığı için bu olguların detaylı bir tetkik sürecinden geçirilmesi gerekir.
DiyalizHaber: Nakil sonrası böbreğin uzun yıllar çalışmasını belirleyen en önemli faktörler nelerdir? Hastaların kendi nakledilmiş böbreklerini korumak konusunda yaptıkları hatalar var mı?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Günümüzde takılan böbreklerin yarıya yakını ortalama 15 yıl ve üzerinde işlevini sürdürmektedir. Tabii bu ortalama bir değerdir; birkaç yıl içinde organ kaybı yaşayan hastalarımız olduğu gibi, 40 yıla yakındır nakilli böbreğiyle sağlıklı yaşam süren hastalarım da mevcuttur.
Böbrek ömrünü belirleyen en kritik faktör, hastada ilk başta böbrek yetmezliğine yol açan primer hastalıktır; çünkü bazı hastalıklar nakil böbrekte de tekrarlayabilir. Bir diğer önemli kayıp nedeni ise hastaların ilaçlarını düzensiz kullanması ve kontrollerini aksatmasıdır. Bu durum özellikle ergenlik çağındaki gençlerde ve henüz diyalize girmeden nakil olan (preemptif) hastalarda daha sık görülür. Anne-babasına tepki gösterip ilacını aksatan ve organ kaybına uğrayan genç hastalarımız maalesef oluyor.
Aynı şekilde diyabet veya hipertansiyon hastalarının kan şekeri ve tansiyon kontrollerini ihmal etmeleri, aşırı kilo almaları ya da sigara kullanmaya devam etmeleri greft ömrünü kısaltan en yaygın hatalardır.
DiyalizHaber: Son yıllarda robotik cerrahi, yapay organlar, genetik çalışmalar ve hayvanlardan insana organ nakli gibi alanlarda önemli gelişmeler yaşanıyor. Sizce önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde böbrek naklinde nasıl bir tablo göreceğiz?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Robotik cerrahi günümüzde sınırlı alanlarda uygulanıyor; fakat cerrahi tekniklerin temel yapısında radikal bir değişim beklemiyorum. Asıl büyük devrim, 3D biyo-yazıcılarla üretilecek yapay organlar ve genetiği insan dokusuna uyarlanmış hayvan organları alanında gerçekleşecektir.
Bilimsel ve teknolojik gelişmeler geometrik bir hızla ilerliyor. Yapay zekanın da sürece dahil olmasıyla birlikte, önümüzdeki onlarca yıl içerisinde organ yetmezliği sorununu ve organ bekleme listelerini tarihe gömeceğimizi düşünüyorum.
DiyalizHaber: Domuz böbreğinin insana nakledilmesi konusunda dünyada önemli çalışmalar yapılıyor. Sizce bu yöntem gelecekte organ bekleyen hastalar için gerçek bir alternatif olabilir mi?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Kesinlikle evet. Domuzların organ büyüklükleri ve fizyolojik yapıları insana oldukça yakındır; ayrıca üretilmeleri de nispeten kolaydır. Genetik olarak insan immun sistemine uyumlu hale getirilmiş domuz organları, yakın gelecekte organ yetersizliğine çare olarak rutin tıp uygulamalarındaki yerini alacaktır.
DiyalizHaber: Bir cerrah olarak sizi en çok etkileyen böbrek nakli vakasını anlatabilir misiniz? Meslek hayatınızda unutamadığınız bir hasta veya ameliyat oldu mu?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Aslında gerçekleştirdiğimiz her ameliyatın ve temas ettiğimiz her hastanın kendine özgü bir hikayesi var. Unutamadığım anılardan biri, koridorda nakil için bekleyen bir çiftimizle ilgiliydi. Erkek hasta, ameliyat öncesinde "Yapmayın, gerek yok" dememize rağmen biz koridordan her geçtiğimizde ayağa kalkıyor ve "Lütfen evimin sahibini kurtarın" diye yalvarıyordu. Biz ilk başta kadının gerçekten evin tapu sahibi olduğunu düşünmüştük. Meğer kendine ait bir evleri bile yokmuş; adam eşine duyduğu derin sevgi ve saygıdan dolayı onu "evimin sahibi" diye nitelendiriyormuş. Başarılı geçen naklin ardından her ikisini de yıllarca sağlıkla takip ettim.
Bir diğer unutulmaz anım ise uzun yıllar bebek sahibi olamayan bir kadın hastamla ilgiliydi. Nakil operasyonundan bir süre sonra anne oldu ve doğan oğluna benim adımı verdi. Meslek hayatımın henüz başlarındayken yaşadığım bu olay benim için tıp mesleğinin en gurur verici armağanlarından biriydi.




DiyalizHaber: Hastane dışında ne gibi sosyal etkinlikler yaparsınız? Hobileriniz nelerdir?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Hobi konusu biz hekimlerin büyük çoğunluğu için kanayan bir yaradır. Özellikle yoğun tempoda çalışan cerrahların meslek dışında hobilerine zaman ayırması pek mümkün olmuyor. Belki de bu yüzden pek çok meslektaşım emeklilik sürecine adapte olmakta zorlanıyor. Oysa bir hobi edinmek insanı zihnen genç tutar.
Geçirdiğim rahatsızlıktan önce uzun yıllar haftada bir gün düzenli halı saha maçı yapardım. Bugünlerde ise boş zamanlarımın en büyük meşgalesi tarih ve felsefe kitapları okumaktır. Bunun yanı sıra üyesi olduğum iki sosyal derneğin çalışmalarına ve toplantılarına imkan buldukça düzenli katılım sağlamaya gayret ediyorum.
DiyalizHaber: Diyaliz hastalarına baktığınızda, böbrek naklinin her hasta için mutlaka en doğru seçenek olduğunu düşünüyor musunuz? Nakil ile diyaliz arasında karar verirken hastaya nasıl bir yol haritası çizilmelidir?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Tıp dünyasında böbrek nakli, son dönem böbrek yetmezliği bulunan hastalar için "altın standart" tedavi yöntemi kabul edilir. Yani genel hasta popülasyonu için diyalizden çok daha üstün bir yaşam kalitesi ve süresi sunar. Ancak ciddi yandaş hastalıkları bulunan veya birincil hastalığının nakil böbrekte tekrarlama riski çok yüksek olan olgularda, diyaliz tedavisinde kalmanın hasta sağlığı açısından daha güvenli bir seçenek olduğunu açıkça ifade ediyoruz.
DiyalizHaber: Son olarak 40 yıllık deneyiminizle böbrek nakli bekleyen hastalara, onların ailelerine ve organ bağışı konusunda kararsız olan topluma ne söylemek istersiniz?
Prof. Dr. Alp Gürkan: Geçmiş yıllarda diyalize giren hastalarımız ve aileleriyle bir saha araştırması yapmıştım. Kendisi ya da bir yakını organ beklemesine rağmen, bu kişilerin beyin ölümü durumunda kendi organlarını bağışlamaya sıcak bakmadıklarını gördüm. Bu derin çelişki beni hem çok şaşırtmış hem de üzmüştü.
Oysa bir gün vefat ettiğimizde toprak olacak organlarımızla en az beş insana yepyeni bir yaşam armağan edebiliriz. Günümüzde beyin ölümü tanısı, modern tıbbın tüm imkanları kullanılarak kesin ve hatasız bir şekilde konulmaktadır.
Bir sanatçı dostumun da ifade ettiği gibi: "Organ bağışı, bir insanın bu dünyadan ayrılırken yapabileceği en güzel iyiliktir." Eğer insanlar zihinlerinde bu yüce kararı vermişlerse, henüz hayattayken bunu sevdikleriyle gururla paylaşmalı ve vasiyet etmelidirler.
DiyalizHaber: Alp Hocam, bu güzel röportajınız için çok teşekkür ederiz. Meslek hayatınızdaki başarılarınız için sizi tebrik ediyoruz.
Yayın Tarihi: 29/08/2026



