
DİYALİZ SOHBETLERİ
Bölüm 1: BÖHAK nasıl kuruldu?

DiyalizHaber olarak, Böbrek Hasta Haklarını Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği (BÖHAK) Yönetim Kurulu Başkanı, Vahap Acar ile böbrek yetmezliği tedavisi gören hastaların sorunları ve çözümü konusunda seri röportajlar gerçekleştireceğiz. Öncelikle bizimle röportajı kabul ettikleri için, Vahap Acar’a teşekkür ederiz.
DİYALİZHABER: Vahap Bey, BÖHAK’ı kurmaya nasıl karar verdiniz ?
Vahap Acar: Ben 25 yıl önce diyalize ilk başladığım yıllarda, kamunun sağlık kurumlarında ve sosyal güvenlik sisteminde ciddi sıkıntılar mevcuttu. Bir hasta olarak bu sorunları yaşıyordum veya yaşananları çok yakından izlemek durumunda kalıyordum. Çok çaresiz insanlar gördüm; hastalığın teşhisi konmadan, diyalize alınamadan ölen hastalar vardı. Bu manzarayı görünce, arkadaşlarla 1999 yılında, hastalara hizmet verecek, bir dernek kurmaya karar verdik.
Açıkçası; bu derneği kurarken, sorunların bu kadar büyük ve sıkıntılı olabileceğini de görememişiz. İşin içine girdikçe sorunların ne kadar derinlere indiğini ve çözümlerinin de çok zor olduğunu anladık. O yıllarda sosyal güvencesi olmayan hastalar vardı, yeşil kart çıkartmak kolay değildi ve tedavi çok pahalı idi. Şu anda hastaların bu türdeki sorunları bizlerin, sizlerin ve devletin desteğiyle büyük oranda çözüldü.
DİYALİZHABER: Esas kuruluş amacınız; böbrek yetmezliğinden muzdarip insanların problemlerini bir şekilde çözmekti. Diyaliz hastalarının sorunları, sizce diğer hastalardan farklı mıdır ?
Vahap Acar: Siz de biliyorsunuz, diyalize giren hastanın özürlülük derecesi % 90’dır. Bu hastanın uzun vadeli ve kaliteli bir yaşam sürmesi için şu faktörler çok önemlidir: Hastanın kaliteli diyaliz olabilmesi, sağlıklı bir yaşam ortamında düzenli bir hayatının olması, hastalığı ile uyumlu diyet uygulaması ve ilaçlarını düzenli kullanmasıdır. Yani sadece diyaliz olmak, bizi hayatta tutmaya yetmez. Bu hastalıkta, haftada 3 kez diyalize girmesi gereken bir hastanın, ben bir kez diyalize girsem yeter diyebilme şansı yoktur. Haftada 3 gün, günde 4 saatiniz diyalizde 2 saatinizde diyalize gidip gelmekle geçiyor. Böbrek nakli olmadığınız sürece, hayatınız bu şekilde geçip gidiyor.
DİYALİZHABER: Sayın Başkan, BÖHAK’I kurarken ne tür zorluklar yaşadınız ? Dernekleşmek zor muydu ?
Vahap Acar: Türkiye’de şöyle bir olay vardır. Sivil toplum kuruluşları, bir noktaya gelip, kendilerini biraz tanıttıktan sonra maalesef amacından sapabiliyorlar. Zaten bizim, diyalize giren bir hasta olarak, dernek kurmamız neredeyse imkansızdı. Öncelikle hastanın kolayca ulaşabileceği noktada kiralık bir yer bulmamız lazımdı. Başta kime başvurduysak, destek veren olmadı. Hastaların büyük kısmı bu hastalıktan mağdur ve mazlum insanlardı; bu hastalardan üyelik aidatı da isteyemezdik. Maddi sorunu olmayan bir hasta, zaten sorunlarını kendi çözebilir ve derneğe ihtiyacı olmaz. Derneğin işini yapabilmesi için, paraya ihtiyacımız vardı, sorunları çözmek için vakit ayırıp, sorunların peşinden koşmamız gerekiyordu. Ankara’ya gitmemiz, organ nakli birimleri ile koordine olmamız gerekiyordu. İnsanların gönüllülükleri ile bir noktaya kadar işlerimizi çözebiliyorduk; sonradan mecburen maaşlı elemanlar tutmak zorunda kaldık. Tüm bu işleri yaparken amacımızı da hiç bir zaman unutmamamız gerekiyordu.
DİYALİZHABER: Sayın Başkan, hastaların sorunlarının kaynağı ne idi ? Bu sorunları çözmek için nasıl bir taktik izlediniz ?
Vahap Acar: Hastaların sorunları veya hasta hakkı ihlalleri nerelerden kaynaklanabilirdi: Birincisi sağlık hizmeti veren kurumlardan, ikincisi yönetmelikleri çıkaran ve uygulayan Sağlık Bakanlığı ve üçüncüsü geri ödeme kurumu olan, Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan. Bizim özel sağlık kurumlarıyla, samimiyetin dozunu kaçırmamamız lazımdı. Çünkü; aksi durumda, sorunların kaynağına inebilmemiz mümkün olamazdı. Biz ne yaptık? Özel diyaliz merkezlerinden, özel hastanelerden bağış toplamaya çalışmadık. Bize bağış yapmak isteyenlere söylediğim ilk cümle; “ bu bağışı karşılık beklemeden yapacaksanız yapın, yoksa bağışınızı kesinlikle kabul etmiyoruz” şeklinde oldu. Bu anlayışla, derneğimizi, bu noktaya getirene kadar, parasal kaynak sorununu çözmekte, ciddi zorluklar yaşadık.
Bölüm 2: Diyaliz Hastası Olmak
DİYALİZHABER: Vahap Bey, diyaliz hastası olmak nasıl bir duygudur? Diyaliz hastalarının nasıl bir hayatı vardır ?
Vahap Acar: Diyaliz hastası olmak, gerçekten çok zor bir durumdur. Haftada 3 gün diyaliz ile yaşayacaksınız, eğitiminize devam etmeniz çok zor, gelecek ile ilgili hayaller kurmanız neredeyse imkansız. Hastalarımızın tek bir amacı vardır; bir gün böbrek nakli olup da normal bir insan olabilir miyim ? Onun dışında hiçbir amaç ve emeli yokur. Bir gün arkadaşları topladım. Bir panel yapacağımızı ve herkesin bir slogan bulmasını istedim. Buldukları en vurucu slogan ise şu idi: “Organlarınızı toprağa gömmeyin, biz onların umudu ile yaşıyoruz”.Bir gün, bir genç diyaliz hastası bana : ” Başkanım, ben diyaliz hastası olduğumu saklıyorum. Çünkü arkadaşlarım ne zaman diyaliz hastası olduğumu öğrendiler, o zaman bana karşı mesafe koyuyorlar. Toplumda, diyaliz hastalığının bulaşıcı olduğunu zannedenler, hemen öleceğimizi zannedenler ve bizlere acıyarak bakanlar var. Onun için, toplumda hep boynumuz bükük yaşamak zorundayız ” demişti. Ama biz dernek olarak, hiçbir zaman diyaliz hastası üzerinden ajitasyon yapmadık. Sürekli diyaliz dedik, hiçbir zaman hastayız demedik. Sadece diyaliz hastası, en mükemmel şekilde nasıl yaşaması gerekir, bunu anlattık. Devletin bunun için ne tür mevzuat değişiklikleri yapması, ne gibi haklar vermesi gerekirse bunun mücadelesini verdik.
DİYALİZHABER: Hasta yalnızlık mı hisseder, anlaşılmaz mıdır, genel duygu nedir?
Vahap Acar: Diyaliz hastası haftada 3 gün 4 saatini diyalizde geçirdiği için, ister istemez beden performansı ve psikolojisi de zayıflıyor. Bunun için genellikle alınganlık oluyor, çabuk etkilenme oluyor. Topluma ayak uydurmakta zorluk çekiyorlar. Diyaliz hastasının en büyük üzüntüsü ise; birinin ona acımasıdır. Hasta olarak, biz hiçbir zaman, böyle bakılmak istemeyiz. Çoğu hasta, psikolojik tedavi görmesi gerekirken, bunu kimseyle paylaşamıyor.
DİYALİZHABER: Hastaların aile ve toplum içindeki durumları nedir?
Vahap Acar: Diyaliz hastası bu toplum içinde yaşamak zorunda ve bu toplumun bir parçasıdır. Aile içinde ne yazık ki şöyle bir mesele vardır; hasta aile içindeki görevlerini tam olarak yapamıyor: Yani aileye ekonomik katkı sunamıyor,
okula gidemiyor, sosyal hayatta geride kalıyor. Aile olarak tatile gideceklerinde, planların hastaya göre yapılması şarttır. Bu durum aileyi de çok olumsuz etkileyebiliyor. Düşünebiliyor musunuz; 15 yaşındaki çocuğunuz 4-5 saat diyaliz görüp, sonrasında düşük tansiyonla eve gelecek. Diyalize her gidişinde, benim evladım sağ salim dönecek mi dönmeyecek mi kaygısı var. Çoğu zaman annesi de çocuğum ne hale gelecek diye onu yalnız bırakamıyor. Diyaliz merkezinin kapılarında saatlerce beklemek hiç te kolay değil. Ailenin de, aslında bu durumda psikolojik destek alması gerekiyor. Ayrıca hastalarımızın evlilik konusunda eşleri ile çok ciddi sıkıntıları vardır. Diyalize girdiği için eşine ve çocuklarına yeterli zaman ayıramıyorlar; sık olarak da boşanmalar görüyoruz. Kısacası; diyaliz hastası aile içinde beden olarak vardır, ama sosyal olarak fiilen yoktur. Bu sorunların tek çözümü de; hastanın böbrek nakli olabilmesidir.
DİYALİZHABER: Peki bu hastalık, hastayı ve aileyi ekonomik olarak nasıl etkiler? Ekonomileri çok bozuluyor mu?
Vahap Acar: Bu hastalıkla birlikte ailede geçim sıkıntısı başlıyor. Çünkü; hasta genellikle eski işine devam edemiyor. Devletin verdiği malulen emeklilik parası ile geçinmek zorunda kalıyor veya ailesinden, arkadaşlarından ekonomik destek almak zorunda kalıyor. Bir diyaliz hastasının, uzun vadeli olarak bir işte devam etmesi çok nadirdir. Bir işadamı olsa bile, yöneticilik görevini, diğer aile fertlerine devretmesi zorunluluk oluyor.
DİYALİZHABER: Diyaliz hastalarının engelli kadrolarında istihdam edilmesi mümkün müdür ?
Vahap Acar: Dernek olarak bir çalışmamız var; büyük şirketlere, diyaliz hastalarının engelli kadrolarına alınması için sunumlar yapıyoruz. Çoğu büyük şirketler “hiç sorun değil” diyorlar. Ama küçük işyerlerinde bunu başarmak kolay olmuyor. Büyük şirketlerde çok kişi çalıştığından 1 kişiyi idare edebiliyorlar ama küçük işyerleri bunu tolere edemiyor.
DİYALİZHABER: Bugün için, diyaliz desteği ile yaşayan bir hastanın en büyük problemi nedir?Sizin dernek olarak önünüze koyduğunuz en güncel sıkıntı nedir?
Vahap Acar: Biz BÖHAK olarak bir diyaliz hastasının en büyük problemi şudur diyemiyoruz. Çünkü sorunlar bölgesel olarak farklılık gösteriyor. Mesela bugün Mardin’deki bir diyaliz merkezinin sahibi ile görüştüm. Cizre ve o bölgedeki hastaları 100 km yol kat ederek diyalize getirip götürüyorlar. Diyaliz merkezi sahibi: “3 haftadır diyaliz hastalarımızı evlerine gönderemeyip, kendi diyalizim de yedirip içirip yatırıyorum” dedi. Çünkü bölgede çatışma mevcut. Kırsal kesimde çiftçilik yaparak, geçimini zor sağlayan bir köylü ailenin, 50 km. yol kat eden, diyaliz hastası çocuğunun sorunu farklıdır. İstanbul da yaşayan bir diyaliz hastasının sorunu da çok farklıdır. Kırsal kesimde, 50-60 km uzaklıktaki diyaliz merkezine, kar fırtınaları altında hastanın ulaşmasında sorunlar olabilir. Hastalar ciddi ekonomik sıkıntılar yaşıyor olabilir, evdeki reislik görevini yapamaz hale gelmiş olabilir. Anadolu’ da çocuk ilk hasta olduğunda çok üzerinde duruluyor. Bütün sülalesi yardımcı olmak için çırpınıyor. Ama zaman geçtikçe, yavaş yavaş bu ilgi kayboluyor. Olay bir süre sonra öyle bir soyutlama noktasına geliyor ki; hastayı kaderine terk ediyorlar. Görüştüğüm diyaliz merkezleri; “ Vahap Bey, biz bu hastayı elimizden geldiğince yaşatmaya çalışıyoruz. Ama bu hastayı yakınları artık yok sayıyorlar, yani artık ölmüş olarak kabul ediyorlar. Hasta perişan, bakımsız, vitaminsiz, aç bir şekilde diyalize geliyor. Fenalaştığı zaman yakınlarını aradığımızda; bizim yapacağımız bir şey kalmadı” diyorlar. Maalesef Anadolu’nun kırsal kesimlerinde yaşayan diyaliz hastaları, bakımsızlıktan, eğitimsiz olmalarından, hastalığını takip edememelerinden, çok çabuk yıpranıyorlar ve hayatları kısa sürede sona erebiliyor.
DİYALİZHABER: Peki Vahap Bey, büyükşehirlerde yaşayan hastaların sorunları nelerdir?
Vahap Acar: İstanbul’da yaşayan bir hastanın diyalize ulaşmakta bir sıkıntısı yoktur. İletişim kurabileceği çok sayıda arkadaşı vardır, doktorlarına ve büyük hastanelere çok rahatlıkla ulaşabilir. Eğer ailesinde maddi durum sıkıntılı ise ekonomik sıkıntı yaşıyor olabilir. Burada toplumda kendini kanıtlama ve toplumun bir parçası olma gibi sıkıntıları olabilir. Bizim burada bir gencimiz vardır, babası öğretmendir. Bana bu gencimiz; “Ben 2 üniversite bitirdim ama atamamı yapmadılar. Sebebi ne dediğimde sen diyaliz hastasısın dediler. Ben de bana uygun bir iş verin dedim. Bana çok pasif görevler gösterdiler ve beni yetersiz diye bir kenara attılar” diyor. Gördüğünüz gibi her hastanın kendine, ailesine ve yaşadığı yere göre birçok sorunu olabiliyor.
Bölüm 3: Diyaliz Sektöründe Güncel Sorunlar
DİYALİZHABER: Vahap Bey, sizce diyaliz merkezlerinde ne gibi problemler vardır? Bu hizmetin verilmesi için kamu, yetmiş sekiz milyonun vergileriyle, Sağlık Bakanlığı’nın koyduğu kurallar ve SGK’nın ayırdığı bütçe ile bu hizmet veriliyor. Sonuçta ortada yerli firmalar ve yabancı büyük şirketlerin var olduğu büyük bir sektör var. Sizin tarafınızdan görülen, yani diyaliz tedavisi alan bir kişi gözü ile baktığımızda orada ne gibi problemler var?
Vahap Acar: Türkiye’ de yaklaşık hastaların % 70’i özel diyaliz merkezlerinde diyalize girmektedir. Bu merkezler hastayı evinden alıyor, yediriyor, içiriyor, tedavisini yapıp, evine bırakıyor. Tek bir hasta için 70-80 km yol kat eden diyaliz merkezleri var. Tek bir diyaliz merkezinin yaşadığı sorun bizi bağlamaz, fakat bütün diyaliz merkezlerinin sorunu hastayı etkiliyor. Aynı şekilde bir diyaliz hekiminin veya bir hemşirenin sorunu bizi bağlamaz ama sorun geneli
ilgilendiriyor ve tedavimizi etkiliyorsa bu bizi de ilgilendirir. Bizde bana ne diyaliz merkezinin sorunundan diyemeyiz. Diyaliz merkezleri, bu hizmeti verirken, yaşadığı bazı sorunları, hastaya yansıtacaktır.
Son zamanlarda, diyaliz merkezlerini dinlediğimde; diyaliz tedavisinin maliyetinin yüksekliği ana gündemdir. Sektörde “ biz bu maliyeti nereden kısıtlama yaparak aşağı çekebiliriz” tarzında düşünceler oluştu ve bir kaç yıldır bunun üzerinde çalışmalar yapılıyor. Bu tedavinin maliyeti tüm dünyada bellidir; ne yaparsanız yapın, bunu daha aşağı çekemezsiniz. Avrupa ülkelerinde, diyalizin bir seans ücreti 200-300 Euro iken Türkiye’ de ise 160 TL civarındadır. Avrupa’yı bırakın, üçüncü dünya ülkelerinde bile Türkiye’deki fiyat kadar düşük bir fiyat yoktur.
DİYALİZHABER: Sizce en önemli sorun fiyat mıdır? Bu sorunun hastaya yansıması nasıl oluyor ?
Vahap Acar: Diyaliz merkezleri için en önemli sorun fiyattır, ama ben diyaliz merkezi sahibi değilim. Ben öncelikle hasta hakları açısından bakarım. Ne yazık ki; bu sorun artık hastaya yansımaya başladı. Bilhassa kırsal kesimlerde, diyaliz merkezini ayakta tutmak için devletin verdiği seans ücreti yetersiz olduğundan diyaliz merkezleri kapatma durumuna gelmiştir. Kanı temizleyen filtrelerde kaliteden ödün veriliyor. Makineye arıza durumunda müdahale eden teknisyen bulundurmamaya başladılar. Sektörde bir hemşirenin 5 hastaya değil de, 7 hastaya bakması tartışılmaya başladı. Diyaliz esnasında her yarım saatte bir tansiyonun ölçülmesi gerekiyor, yoksa ölüme yol açabilir. Siz eğer diyalizde kaliteyi düşürürseniz, düşük malzeme kullanırsanız, 20 yıl yaşayabilecek bir hastada, 2-3 yıl sonra, ek hastalıklar oluşur ve bu ise hastanın hızla çökmesine sebep olur. Siz diyaliz merkezinin içini boşaltarak, hastanın tedavisinden kısıtlamalar yaparak, kar edemezsiniz. Şu anki noktada, diyaliz merkezleri devretmek veya birleşmek zorunda kalıyorlar. Özel hastanelerle, diyaliz merkezleri kıyaslandığında; özel hastaneler devletin verdiği ücretin yanında, hastadan ek ücret alıyorlar. Diyalizde hastadan ek ücret alınmadığından, diyaliz merkezlerinin bu şekilde kaynak bulması imkansızdır. Diyalizde hekim 30 hastaya bakabilir. Ama siz bunu 40-50 hastaya bakacaksınız diye zorlarsanız, hekimin performansı düşer ve kimse diyalizde çalışmak istemez. Sektörde diyaliz hekimleri ile görüştüğümde; öyle bir ortam oluşursa biz diyalizi bırakırız sözünü sık sık duyuyorum.
DİYALİZHABER: Vahap Bey peki bu fiyat sorunu nasıl çözülecek?
Vahap Acar: Bu sorunun çözümü maliyetlerde kısıtlamaya gitmekle değil, diyaliz seans fiyatının makul seviyeye getirilmesi ile mümkün olabilir. Diyaliz seans fiyatlarının artırılması ile beraber denetlemenin düzenli yapılması da gerekir. Ama siz; hem fiyatları artırmayacaksınız, hem de denetleme yapacaksınız. Şu anda yurtdışı büyük firmalar bile, ayakta duramayacak hale geldiler.
DİYALİZHABER: Burada devletin politikası özel merkezleri kapatmaya zorlayarak, bu hizmeti ağırlıklı olarak kamunun vermesi düşünülüyor olabilir mi?
Vahap Acar: Devlet diyaliz yapsa, daha ucuza yapabilecek mi? Devlet hastaneleri ve üniversiteler bugün diyaliz yapıyor, ama devlet hastayı evinden alma, yemek verme gibi şeylere kalkarsa; inanın devlete maliyeti daha yüksek olur. Bugün devlette çalışan bir hemşirenin maaşı, özelde çalışan bir hemşireden daha yüksektir. Bugün özel sektör bir hemşireyi 2000 liraya çalıştırabiliyor, ama; devlette hemşire 3000-4000 lira maaş alıyor. Diyalizin başlı başına zaten bir maliyeti vardır. Ama ülke olarak bunu icat eden, üreten olursanız o zaman bilemem. O zaman diyaliz makinesini siz üretin, ilaçları siz daha ucuza siz üretin, belki o zaman olabilir.
DİYALİZHABER: Devletin diyaliz yapmasında maliyet artışının yanında başka sorunlar da var mıdır? Burada en büyük endişeniz nedir?
Vahap Acar: Devlete giden hastaya dikkat edin, devlet bu işi daha iyi yapıyorsa hastalar neden devlete diyalize gitmiyor. Devlette bir hemşirenin veya doktorun bakış açısı; hasta diyalize gelirse gelir, gelmezse gelmez şeklindedir. Özel diyaliz merkezi sahibi, hastadan para kazandığı için, onu kaçırmak istemez, sen bu hastaya neden yeterli hizmet etmedin, niye merkezden kaçırdın diye sistemini sorgular.
DİYALİZHABER: Başka bir konuya geçelim. Ev hemodiyalizi konusunda fikriniz nedir?
Vahap Acar: Ev hemodiyalizi için, ben bunu yapan arkadaşlarla görüştüm. Burada 4 saat yerine daha uzun süre diyalizde kalındığı için vücudun temizlenmesi konusunda artıları olabilir. Ben bir sivil toplum kuruluşu başkanı olarak şu tedavi doğrudur şu tedavi yöntemi yanlıştır diyemem. Ama diyaliz hemşiresi, hemşire olmak için 4 yıl okumuştur. Siz diyaliz ayrı bir tedavidir, ayrı bir statüdür deyip bu hemşireyi diyaliz sertifikası almak için ayrıca bir eğitime sokuyorsunuz. Bunun üzerine 5-10 yıl hasta üzerinde çalışıp tecrübe kazandıktan sonra yeterli bir hemşire olabiliyor. Peki siz bu durumda ne demiş oluyorsunuz, bu iş sadece iğne sokmaktan, makinayı kullanmaktan ibarettir ve bunu 1-2 ayda öğrenebilirsiniz. Peki makinada arıza olursa veya hasta fenalaşırsa ne yapılacak; benim bu konuda tereddütlerim var. Her tedavinin artı ve eksileri vardır. Bunun da artı ve eksilerinin olacağını kabul etmek lazım.
DİYALİZHABER: Mesela uzakta yaşayan kırsal bölgelerde ev diyalizi tercih edilebilir mi? Mesela Mardin’in köylerinde ev hemodiyalizi tercih edilemez mi?
Vahap Acar: Sayın hocam; bakın ben oradaki hastalar ile de görüştüm. Orada hastaların birçoğu eğitimsiz ve çok azı okul okumuş. Hastalar hijyenik olmayan ortamlarda yaşıyorlar, malzeme temini kolay değil. Bölgede elektrikler uzun süre kesilebiliyor. Kar yolları kapayabiliyor. Yani o bölgede ev hemodiyalizi için sosyo-ekonomik koşullar çok uygun değildir.
DİYALİZHABER: Vahap Bey bir şey daha sormak isterim. Edirne’den, Kars’a Türkiye de diyaliz hizmeti her bölgede aynı kalitede aynı derecede verilebiliyor mu?
Vahap Acar: Şimdi siz özelleri bırakın, devlet kurumları arasında da ciddi farklar mevcut. Çoğu zaman kırsal bölgelerde nefrolog veya diyaliz hekimi ataması bile yapılamıyor. Yapılanlar hemen istifa edip özele gidiyorlar. Özellikle küçük yerlerde büyükşehirlerdeki gibi sistem dönmüyor. Biz bunu Sağlık Bakanlığı ile görüşmelerde gündeme getireceğiz. Tabii ki bu soruna bir çözüm bulunması gerekiyor.
ilgilendiriyor ve tedavimizi etkiliyorsa bu bizi de ilgilendirir. Bizde bana ne diyaliz merkezinin sorunundan diyemeyiz. Diyaliz merkezleri, bu hizmeti verirken, yaşadığı bazı sorunları, hastaya yansıtacaktır.
Son zamanlarda, diyaliz merkezlerini dinlediğimde; diyaliz tedavisinin maliyetinin yüksekliği ana gündemdir. Sektörde “ biz bu maliyeti nereden kısıtlama yaparak aşağı çekebiliriz” tarzında düşünceler oluştu ve bir kaç yıldır bunun üzerinde çalışmalar yapılıyor. Bu tedavinin maliyeti tüm dünyada bellidir; ne yaparsanız yapın, bunu daha aşağı çekemezsiniz. Avrupa ülkelerinde, diyalizin bir seans ücreti 200-300 Euro iken Türkiye’ de ise 160 TL civarındadır. Avrupa’yı bırakın, üçüncü dünya ülkelerinde bile Türkiye’deki fiyat kadar düşük bir fiyat yoktur.
Yayın Tarihi: 15/03/2016






