top of page
RÖPORTAJ KONUSU: DİYALİZ HEKİMİ OLMAK 
Röpor
taj Konuğu: Dr. Ziya Dedeoğlu   
Röportaj Yapan: Mesut Kösem

DiyalizHaber: Bugün konuğumuz, Dr. Ziya Dedeoğlu. Kendisi 25 yıldır diyaliz hekimi olarak çalışıyor. Ziya Hocam, öncelikle bizimle bu röportajı yaptığınız için teşekkür ederiz. Ziya Hocam bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Ben Dr. Ziya Dedeoğlu. 1993 İstanbul Tıp Fakültesi’nden (Çapa) mezun olduktan sonra Hamidiye Şişli Etfal Hastanesi’nden aldığım sertifika ile uzun yıllar Fresenius Medical Care(FMC) Diyaliz Merkezlerinde Avcılar ve Büyükçekmece şubelerinde aynı ekiple Koç Diyaliz ve Büyükçekmece İDM Diyaliz’de görev yaptım. Halen Büyükçekmece İDM Diyaliz Merkezi’nde doktorluk hayatıma devam etmekteyim. Meslek hayatım boyunca özellikle diyaliz alanında çalışarak, böbrek yetmezliği olan hastaların yaşam kalitesini artırmaya ve tedavilerini en iyi şekilde sürdürmelerine katkı sağlamaya çalıştım.

 

Diyaliz hekimliği benim için yalnızca bir hastalığı tedavi etmekten ibaret olmadı. Çünkü kronik böbrek yetmezliği, hastanın hayatının önemli bir bölümünü etkileyen uzun soluklu bir süreçtir. Bu nedenle hastalarımızı sadece laboratuvar değerleriyle değil, bir bütün olarak değerlendirmeye ve onların yaşamlarına mümkün olduğunca dokunmaya çalışıyoruz. Yıllar içerisinde hem tıbbın hem de diyaliz teknolojisinin gelişimine tanıklık ettim. Bu süreç bana bir kez daha gösterdi ki iyi hekimlik; bilgi, deneyim ve teknolojinin yanında hastayı dinlemeyi ve onunla güvene dayalı bir ilişki kurmayı da gerektiriyor.

 

DiyalizHaber: Ziya Hocam, kaç yıldır diyaliz alanında çalışıyorsunuz ve diyaliz hekimliğine nasıl başladınız?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Diyaliz alanında yaklaşık 25 yıldır çalışıyorum. Bu alana yönelmemde, kronik böbrek hastalarının uzun süreli takip ve tedavisinin yanı sıra, hastaların hayatlarına doğrudan katkı sağlayabilme düşüncesi önemli rol oynadı. Diyaliz hekimliği dışarıdan bakıldığında daha çok teknik bir alan gibi görülebilir. Ancak işin içine girdikçe bunun aslında çok daha geniş bir alan olduğunu görüyorsunuz. Bir hastanın yıllar boyunca düzenli olarak diyalize girmesi, hekim, hemşire ve diğer sağlık çalışanlarıyla sürekli iletişim halinde olması, bu mesleği aynı zamanda güçlü bir insan ilişkileri alanına dönüştürüyor. Zaman içerisinde birçok hastamın yıllar boyunca hayatına eşlik ettim. Bu a çıdan baktığımda diyaliz hekimliğinin benim için sadece bir meslek değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk ve insan hayatına eşlik etme görevi olduğunu söyleyebilirim.

 

DiyalizHaber: 25 yıl önce diyaliz hekimliğine başladığınız dönemdeki diyaliz teknolojisi ve klinik yaklaşımlar ile günümüzü kıyasladığınızda en büyük kırılma noktaları neler oldu?

Dr. Ziya Dedeoğlu: 25 yıl önceki diyaliz uygulamalarıyla günümüz arasında gerçekten önemli farklar var. O dönemde de temel tedavi prensipleri güçlüydü ancak teknoloji, cihazların hassasiyeti, membranların özellikleri, su arıtma sistemleri ve hastaların takibinde kullanılan yöntemler bugünkü kadar gelişmiş değildi. Bence en önemli değişimlerden biri, diyalizin sadece hastanın yaşamını sürdürmesini sağlayan bir tedavi olmaktan çıkıp, hastanın yaşam kalitesini de merkeze alan bir tedavi anlayışına dönüşmesi oldu. Günümüzde hastayı yalnızca diyaliz seansındaki durumuyla değerlendirmiyoruz. Beslenmesinden damar erişimine, anemisinden mineral-kemik metabolizmasına, tansiyonundan kalp-damar sağlığına kadar birçok faktörü birlikte değerlendiriyoruz.

 

DiyalizHaber: Çeyrek asırlık süreçte diyaliz cihazlarında, membran teknolojilerinde ve su arıtma sistemlerinde yaşanan gelişmeler hasta konforunu ve yaşam süresini nasıl etkiledi?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Bu gelişmelerin hasta bakımına katkısı oldukça büyük. Modern diyaliz makineleri artık tedavinin birçok parametresini çok daha hassas şekilde takip edebiliyor. Bu da tedavinin hastaya daha güvenli ve kontrollü şekilde uygulanmasını sağlıyor. Membran teknolojilerindeki gelişmeler de diyalizin etkinliğini artırdı. Daha gelişmiş ve biouyumlu membranlar sayesinde kandan uzaklaştırılması gereken maddelerin daha etkin şekilde temizlenmesi mümkün hale geldi. Su arıtma sistemleri ise diyalizin en kritik alanlarından biri. Diyalizde kullanılan suyun kalitesi doğrudan hasta güvenliğiyle ilişkilidir. Bu sistemlerdeki gelişmeler sayesinde daha güvenli ve yüksek kaliteli diyaliz uygulamaları gerçekleştirilebiliyor.

 

DiyalizHaber: Türkiye’de diyaliz hizmetlerinin geçmişten günümüze gelişimini ve kamusal/özel diyaliz merkezlerinin geçirdiği dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Türkiye'de diyaliz hizmetlerinin son 25-30 yıl içerisinde çok önemli bir gelişim gösterdiğini düşünüyorum. Geçmişte diyalize erişim bugünle kıyaslandığında daha sınırlıyken, zaman içerisinde hem merkezlerin sayısının artması hem de teknolojik altyapının gelişmesiyle hastaların tedaviye ulaşması oldukça kolaylaştı.

Kamu ve özel diyaliz merkezlerinin birlikte oluşturduğu yapı, ülkemizde diyaliz hizmetlerinin yaygınlaşmasına önemli katkı sağladı. Bundan sonraki süreçte hizmet kalitesinin sürdürülebilirliği, hasta güvenliği, personel eğitimi, enfeksiyon kontrolü, damar erişiminin korunması ve hastaların yaşam kalitesinin artırılması üzerinde daha fazla durulması gerektiğini düşünüyorum.

 

DiyalizHaber:  Meslek hayatınız boyunca diyaliz hastalarında karşılaştığınız en sık komplikasyonlar zaman içinde değişti mi?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Komplikasyonların bir kısmı yıllar içerisinde önemini korudu, ancak hastaların daha uzun süre yaşamaları ve tedavilerin gelişmesiyle karşılaştığımız sorunların niteliğinde bazı değişiklikler olduğunu söyleyebiliriz.

Diyaliz sırasında hipotansiyon, kas krampları, bulantı ve kaşıntı  gibi sorunlar halen karşımıza çıkabiliyor. Bunun yanında damar erişimiyle ilgili problemler, enfeksiyonlar, anemi, mineral-kemik bozuklukları ve kalp-damar hastalıkları da kronik diyaliz hastalarında yakından takip ettiğimiz konular. Burada önemli olan komplikasyon ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekten ziyade, mümkün olduğunca önleyici hekimlik yaklaşımını benimsemektir.

 

DiyalizHaber: Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarla yıllara dayanan uzun soluklu bağlar kuruyorsunuz. Bu durum hasta-hekim ilişkisini nasıl şekillendiriyor?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Diyaliz hekimliğinin en özel taraflarından biri bence tam olarak budur. Hastalarımızla yalnızca bir kez karşılaşmıyoruz. Haftada birkaç kez, yıllar boyunca aynı insanlarla bir araya geliyoruz. Bu durum zaman içerisinde doğal olarak güçlü bir güven ilişkisi oluşturuyor. Hastanın yalnızca tıbbi sorunlarını değil, hayatındaki değişimleri de takip ediyorsunuz. Bazen bir hastanın yüz ifadesinden o gün kendisini iyi hissetmediğini anlayabiliyorsunuz. Hastalarıma mümkün olduğunca onları dinleyerek ve anlayarak yaklaşmaya çalışıyorum. Çünkü bazen hastanın ihtiyacı olan şey yalnızca bir ilaç veya tıbbi müdahale değil;

dinlenmek, anlaşılmak ve yalnız olmadığını hissetmek olabiliyor.

 

DiyalizHaber: Diyalize yeni başlayacak bir hastanın kabullenme sürecinde hekim olarak nasıl bir yaklaşım sergiliyorsunuz? Psikolojik desteğin bu süreçteki yeri nedir?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Diyalize başlamak birçok hasta için hayatındaki en zor dönüm noktalarından biri olabilir. Bu nedenle yeni başlayacak hastaya öncelikle hastalığını ve tedaviyi anlayabileceği bir dille anlatmak gerekiyor. Hastanın bütün sorularını sormasına izin vermek, korkularını küçümsememek ve gerçekçi ama umut verici bilgiler vermek önemli. Çünkü belirsizlik, korkuyu artıran en önemli faktörlerden birisidir. Bu noktada psikolojik destek de tedavinin ayrılmaz bir parçası olmalı. Gerektiğinde psikolog veya psikiyatri desteğinden yararlanmak, aileyi sürece dahil etmek ve hastanın sosyal hayatını mümkün olduğunca korumak büyük önem taşıyor.

 

DiyalizHaber: Diyaliz hastalarının tedavi uyumu (diyet, sıvı kısıtlaması, ilaç kullanımı) konusunda 25 yıllık tecrübenize dayanarak en etkili iletişim yöntemleri nelerdir?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Tedavi uyumunda en önemli şeyin hastaya sadece ne yapması gerektiğini söylemek değil, neden yapması gerektiğini anlatmak olduğunu düşünüyorum. Diyaliz hastasına sürekli olarak “Bunu yeme, bunu içme, ilacını al” demek bir süre sonra hastada bıkkınlık oluşturabiliyor. Bunun yerine hastanın günlük yaşamını, alışkanlıklarını ve karşılaştığı zorlukları anlamaya çalışmak gerekiyor. Hastayı kararların içerisine dahil etmek çok önemli. Hasta kendisine verilen önerilerin nedenlerini anlarsa tedaviye uyumu da belirgin şekilde artıyor. Yıllar içerisinde gördüğüm en önemli şeylerden biri şu oldu: Hastayla iyi iletişim kurarsanız, tedavinin önemli bir bölümünü zaten kazanmış olursunuz.

 

DiyalizHaber: Uzun yıllardır diyalize giren kronik hastalarınızda tükenmişlik veya tedavi reddi gibi durumlarla karşılaştığınızda nasıl bir yol izliyorsunuz?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Uzun yıllar boyunca aynı tedaviyi almak elbette hastayı psikolojik olarak yorabiliyor. Böyle bir durumda hastayı yargılamak veya “Tedaviyi bırakmamalısın” diyerek konuyu kapatmak yerine öncelikle neden böyle hissettiğini anlamaya çalışmak gerekiyor. Bazen sorun diyalizin kendisi değil; ailevi problemler, ekonomik sıkıntılar, yalnızlık, fiziksel yorgunluk veya yaşamla ilgili başka kaygılar olabiliyor. Hastayı dinlemek, ailesini gerektiğinde sürece dahil etmek ve psikolojik destek sağlamak çok önemli. Tedavi reddeden bir hastanın arkasındaki asıl nedeni bulmadan yalnızca tıbbi açıdan yaklaşmak çoğu zaman yeterli olmuyor.

 

DiyalizHaber: Hemodiyaliz seansında hastaların yemek yemesi hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Bu konuda tek bir doğru yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Hastanın genel sağlık durumu, beslenme durumu, tansiyonu, diyabeti, sıvı dengesi ve diyaliz sırasındaki toleransı birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle beslenme yetersizliği olan hastalarda yeterli beslenmenin sağlanması önemlidir. Ancak diyaliz sırasında yemek yemek bazı hastalarda tansiyon düşüklüğünü artırabilir veya seansın tolere edilmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle “Her hasta diyalizde yemek yemelidir” veya “Hiçbir hasta yemek yememelidir” şeklinde kesin bir yaklaşım yerine, hastaya özel değerlendirme yapılmasını daha doğru buluyorum.

 

DiyalizHaber: Günümüzde hemodiyaliz ve periton diyalizinin yanı sıra gündeme gelen yapay böbrek, giyilebilir diyaliz cihazları ve ksenotransplantasyon gibi gelişmeler diyaliz hekimliği açısından gelecekte neleri değiştirecek?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Böbrek yetmezliği tedavisinin geleceği açısından son derece heyecan verici gelişmeler var. Özellikle daha küçük, taşınabilir ve hastanın günlük hayatına daha fazla uyum sağlayabilecek diyaliz sistemleri üzerinde çalışmalar devam ediyor. Giyilebilir diyaliz cihazları ve yapay böbrek teknolojilerinin başarılı şekilde geliştirilmesi halinde, tedavinin hastanın günlük hayatına getirdiği kısıtlamalar önemli ölçüde azalabilir. Ksenotransplantasyon da organ nakli bekleyen hastalar açısından önemli bir alternatif oluşturabilir. Ancak bu teknolojilerin yaygın klinik kullanıma girmesi için güvenlilik, uzun dönem sonuçlar, maliyet ve etik sorunların da çözülmesi gerekiyor.

DiyalizHaber: Ev hemodiyalizinin yaygınlaşması hasta kalitesine nasıl yansıyor? Türkiye'de bu sistemin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Ev hemodiyalizinin en önemli avantajlarından biri hastaya tedavisi üzerinde daha fazla kontrol ve esneklik sağlayabilmesidir. Uygun hastalarda evde tedavi, hastanın merkeze ulaşmak için harcadığı zamanı azaltabilir ve tedavinin günlük yaşama daha iyi uyarlanmasına olanak sağlayabilir. Ancak ev hemodiyalizi her hasta için uygun değildir. Hastanın eğitim düzeyi, tedaviyi uygulayabilecek durumda olması, ev koşulları, aile desteği ve güvenlik açısından uygunluk gibi birçok faktör değerlendirilmelidir. Türkiye'de hasta ve sağlık çalışanlarının farkındalığının artmasıyla ev hemodiyalizinin önümüzdeki yıllarda daha fazla gündeme geleceğini düşünüyorum.

 

DiyalizHaber: Kişiselleştirilmiş tıp ve yapay zekânın diyaliz seans parametrelerinin belirlenmesinde ve veri takibindeki rolü ne düzeydedir?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Yapay zekâ ve veri analizi, diyaliz alanında gelecekte çok önemli bir yere sahip olacak. Diyaliz hastalarında her seans çok sayıda veri elde ediyoruz ve bu verilerin birlikte değerlendirilmesi hastaya ait büyük bir veri seti oluşturuyor. Yapay zekâ bu verilerin analiz edilmesinde ve riskli durumların daha erken fark

edilmesinde bize yardımcı olabilir. Örneğin bir hastada tansiyon düşüklüğü veya başka bir komplikasyon gelişme ihtimalinin önceden öngörülebilmesi, tedavi planının daha kişiselleştirilmesine katkı sağlayabilir.

Ancak yapay zekâyı hekimin yerine koymamak gerekir. Yapay zekâ güçlü bir karar destek sistemi olabilir; son kararı hastayı tanıyan ve klinik durumu değerlendiren hekim vermelidir.

 

DiyalizHaber: Diyaliz merkezlerinde görev yapan hekimlerin, hemşirelerin ve teknikerlerin karşılaştığı en temel operasyonel ve mevzuatsal zorluklar nelerdir?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Diyaliz merkezleri yüksek düzeyde ekip çalışması gerektiren birimlerdir. En önemli operasyonel zorluklardan biri yoğun iş yüküdür. Diyaliz hastaları sürekli ve düzenli takip gerektirdiği için merkezlerde ekip koordinasyonu büyük önem taşır. Bunun yanında cihazların bakımı, su sistemlerinin güvenliği, enfeksiyon kontrolü, tıbbi malzeme yönetimi, kayıt sistemleri ve mevzuata uyum gibi birçok konu günlük işleyişin önemli parçalarıdır.

Mevzuatın amacı hasta güvenliğini ve hizmet kalitesini korumaktır. Ancak sahada çalışan sağlık personelinin görüşlerinin de düzenlemeler yapılırken dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.

 

DiyalizHaber: Sağlık personelinin ve özellikle diyaliz hekimlerinin tükenmişlik sendromu yaşamaması adına çalışma şartlarında ne tür iyileştirmeler yapılmalıdır?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Diyaliz hekimliği hem tıbbi hem de psikolojik açıdan yoğun bir alandır. Uzun süre aynı hastaları takip etmek, hastaların yaşadığı sorunlara tanıklık etmek ve sürekli yüksek dikkat gerektiren bir ortamda çalışmak zaman içerisinde sağlık çalışanlarını yorabiliyor. Bu nedenle çalışanların yalnızca fiziksel çalışma koşullarını değil, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Yeterli personel sayısı, dengeli çalışma programları, dinlenme imkânları ve ekip içi iletişimin güçlendirilmesi önemlidir.

Şunu unutmamak gerekiyor: Sağlık çalışanı iyi olursa, hastaya verilen hizmetin kalitesi de yükselir.

 

DiyalizHaber: Diyaliz hekimliği alanında uzmanlaşmak veya bu alanda çalışmak isteyen genç hekimlere çeyrek asırlık tecrübenizle neler tavsiye edersiniz?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Öncelikle bu alanı yalnızca teknik yönleriyle değerlendirmemelerini tavsiye ederim. Diyaliz hekimliği çok güçlü bir klinik bilgi gerektiriyor ama bunun yanında sabır, iletişim ve empati de gerekiyor. Genç meslektaşlarıma hastayı yalnızca laboratuvar sonuçlarından ibaret görmemelerini öneririm. Her hastanın farklı bir hayatı, ailesi, korkuları ve beklentileri var. Ayrıca teknolojik gelişmeleri yakından takip etmelerini, güncel bilimsel yayınları okumalarını ve kendilerini sürekli geliştirmelerini öneriyorum. Belki de en önemli tavsiyem şu olur: İyi bir hekim olmak için önce iyi bir dinleyici olmak gerekiyor.

 

DiyalizHaber: Diyaliz hastalarına ve yakınlarına yaşam kalitelerini artırmaları adına iletmek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Diyaliz hayatın sonu değildir. Diyaliz, hayatın devam etmesini sağlayan tedavilerden biridir. Hastalarımızın zaman zaman yorulması, üzülmesi veya gelecek hakkında endişe duyması çok doğal. Ancak bu duyguların hayatın tamamını belirlemesine izin vermemek gerekiyor. Tedaviye uyum, doğru beslenme, sıvı kontrolü, ilaçların düzenli kullanımı ve düzenli hekim kontrolleri çok önemli. Bunun yanında mümkün olduğunca sosyal hayattan kopmamak, aileyle ve arkadaşlarla vakit geçirmek, kişinin kendisine hedefler koyması da

yaşam kalitesini artırıyor.

 

Hastalarıma vereceğim en önemli mesaj şu olur: “Diyaliz hayatınızın bir parçası olabilir ama hayatınızın tamamı değildir. Tedavinizi aksatmadan, kendinize ve geleceğinize yatırım yaparak hayatın içinde kalmaya devam edin.”

 

DiyalizHaber: Ziya Hocam son söz olarak bize neler söylemek istersiniz?

Dr. Ziya Dedeoğlu: Bu röportajın belki bir hastamıza, bir hasta yakınına ya da bu alanda çalışan bir meslektaşımıza dokunmasını isterim. Bazen insanın yaşadığı süreçte duyduğu küçük bir cümle bile ona umut verebiliyor, kendisini biraz daha güçlü hissettirebiliyor. Eğer burada konuşacaklarımız, birilerinin kendisini yalnız hissetmemesini, hastalığına ve tedavi sürecine biraz daha farklı açıdan bakabilmesine vesile olursa benim için bu görüşmenin en güzel tarafı bu olur.

 

DiyalizHaber: Ziya Hocam bu güzel röportaj için size teşekkür etmek isterim. Mesleki hayattaki başarılarınızın devamını diliyorum.

Yayın Tarihi:05/09/2026

Yorumlar

Fikirlerinizi Paylaşınİlk yorumu siz yazın.
bottom of page