top of page
Mehmet Nuri Karabulut.jpg

Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Nuri Karabulut

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

mnkarabulut@gmail.com

KALP NAKLİNDE GERÇEK SORUNUMUZ NEDİR?

Cerrahlarımız hazır, kalp nakli merkezlerimiz hazır. Peki hâlâ neden bekliyoruz ?

Türkiye, son yıllarda yaptığı atılımlarla organ nakli alanında dünyada gıptayla takip edilen ülkelerden biri olmuştur.  Özellikle böbrek ve karaciğer nakillerinde ulaştığımız başarı, deneyimli ekiplerimiz ve güçlü cerrahi altyapımız sayesinde uluslararası düzeyde takdir edilmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında ülkemizde 5.095 organ nakli gerçekleştirilmiştir.

Ne var ki aynı başarıyı kalp naklinde görmekte zorlanıyoruz. Bunun nedeni bilgi eksikliği değildir. Cerrah eksikliği değildir.

Teknoloji eksikliği de değildir. Asıl sorun, yeterli sayıda organ bağışı yapılamamasıdır.

Bugün Türkiye'de yaklaşık 1.500 hasta kalp nakli beklemektedir. Buna karşın gerçekleştirilen kalp nakli sayısı, bu ihtiyacın oldukça altında kalmaktadır. 2025 yılında ülke genelinde yalnızca 46 kalp nakli yapılabilmiştir. Aynı dönemde bildirilen yaklaşık beyin ölümü vakalarının sadece % 20'sinde aile onayı alınabilmiştir. Bu tablo hepimize önemli bir gerçeği göstermektedir. Sorun ameliyathanede değil, organ bağışı zincirinin ilk halkasındadır.

Kalp nakli neden böbrek nakli gibi değil? Böbrek yetmezliği olan bir hasta, uygun koşullarda canlı vericisinden böbrek alabilir. Kalp için ise böyle bir seçenek yoktur. Kalp yalnızca beyin ölümü gerçekleşmiş ve ailesi organ bağışına onay vermiş vericilerden alınabilir.

Dolayısıyla her bağışlanmayan kalp, bekleme listesindeki bir hasta için kaçırılmış bir yaşam şansı anlamına gelebilir. Beyin ölümü hâlâ doğru bilinmiyor. Yıllardır kalp cerrahisi ve kalp nakli alanında hekimlik yapan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Yoğun bakımda en zor anlardan biri, beyin ölümü gerçekleşmiş bir hastanın ailesiyle yapılan görüşmedir.

Aile büyük bir acı yaşamaktadır. Tam bu sırada organ bağışı konusu gündeme gelir. Toplumun önemli bir bölümü beyin ölümünü koma ile karıştırmaktadır. Oysa beyin ölümü, tıbben ve hukuken geri dönüşü olmayan ölümdür. Bu ayrımı halkımıza ne kadar iyi anlatabilirsek, bağış oranlarının da o kadar artacağına inanıyorum.

Organ bağışı yalnızca tıbbi bir konu değildir. Aynı zamanda bir güven meselesidir. Vatandaşlar, organların adil ve şeffaf biçimde dağıtıldığını bilmeli; sürecin bilimsel ölçütlerle yürütüldüğünden emin olmalıdır. Türkiye'de organ dağıtımı ulusal koordinasyon sistemi üzerinden tıbbi öncelik ve uyum kriterleri esas alınarak yapılmaktadır. Bu sistemin daha görünür ve şeffaf biçimde anlatılması, toplumdaki güveni güçlendirecektir.

 

Ülkemizde organ bağışını artırmak için kamu spotları hazırlanıyor. Elbette kamu spotları önemlidir. Ancak tek başına yeterli değildir. Kalıcı başarı için;

  • Yoğun bakım ekiplerinin beyin ölümü tanısı ve aile iletişimi konusunda sürekli desteklenmesi,

  • Organ nakli koordinatörlerinin güçlendirilmesi,

  • Toplumun yıl boyunca bilinçlendirilmesi,

  • Organ bağışı konusunda güveni artıracak şeffaf veri paylaşımı,

  • Okullarda ve üniversitelerde organ bağışı bilincinin erken yaşta kazandırılması

gerekmektedir.

Kalp naklini konuşurken, kalp yetmezliğine giden yolu da konuşmalıyız. Hipertansiyonun etkin tedavisi, sigaranın bırakılması, diyabet kontrolü, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz; uzun vadede kalp nakline ihtiyaç duyacak hasta sayısını azaltabilir.

En başarılı kalp nakli, hiç ihtiyaç duyulmayan kalp naklidir.

Yayın Tarihi: 31/07/2026

Yorumlar

Fikirlerinizi Paylaşınİlk yorumu siz yazın.
bottom of page