top of page
RÖPORTAJ KONUSU: ORGAN NAKLİ KOORDİNATÖRÜ OLMAK!
Röpor
taj Konuğu: Organ Nakli Koordinatörü Emel Yanık  
Röportaj Yapan: Mesut Kösem

DiyalizHaber: Bu haftaki röportaj konuğumuz  Organ Nakli Koordinatörü Emel Yanık. Emel Hanım bizimle röportajı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Öncelikle sizi tanıyalım. Emel Yanık kimdir? Organ nakli koordinatörlüğüne uzanan mesleki yolculuğunuz nasıl başladı?

 

Emel Yanık: Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldum. Profesör Dr. Mehmet Haberal’ın Türkiye’de ilk organ nakillerini gerçekleştiren isimlerden biri olması ve eğitim gördüğüm fakültenin hastanesinde organ nakliyle tanışmam, bu alana yönelmemde önemli bir rol oynadı. 

İnsan hayatına doğrudan dokunabilen, aynı zamanda mucizevi bir yönü bulunan bu alan beni çok etkiledi. Organ nakli koordinatörlüğünün yalnızca tıbbi bilgi değil; empati, kriz yönetimi ve güçlü iletişim becerileri gerektiren özel bir alan olduğunu gördüm.

Hayat ile ölüm arasındaki o ince çizgide, bir insanın vedasının başka insanların hayatının başlangıcına dönüşebilmesi fikri, mesleki yolculuğumdaki en büyük motivasyonlardan biri oldu. Bir süre sonra çalışma hayatımda asıl yapmak istediğim alanın organ nakli olduğunu anladım.

22 yıllık çalışma hayatımın 14 yılını organ nakli koordinatörü olarak geçirdim. Halen Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde organ nakli koordinatörü olarak görevimi severek sürdürüyorum.

DiyalizHaber: Organ nakli koordinatörü tam olarak ne iş yapar? Kamuoyunda bu mesleğin görev ve sorumluluklarının yeterince bilinmediğini düşünüyor musunuz?

Emel Yanık: Organ nakli koordinatörünün görev alanı oldukça geniştir. Temel görevlerimizden biri toplumda organ bağışı konusunda farkındalık oluşturulmasına katkı sağlamaktır. Bunun yanında donör tespiti, beyin ölümü sürecinin takibi, beyin ölümü gerçekleşen hastaların aileleriyle sağlıklı ve doğru iletişim kurulması ve organ bağışı süreci hakkında ailelerin bilgilendirilmesi önemli sorumluluklarımız arasındadır.

Yoğun bakım ve cerrahi ekipleri başta olmak üzere süreçte görev alan tüm sağlık çalışanları arasında koordinasyonu sağlarız. Organ bağışı sonrasında Bölge Koordinasyon Merkezi ve Ulusal Koordinasyon sistemiyle etkin iletişim kurarak gerekli lojistik ve ulaşım organizasyonlarının zamanında ve eksiksiz tamamlanmasını sağlarız.

Canlı vericili nakillerde ise alıcı ve vericinin süreç hakkında yeterli ve doğru bilgiye sahip olmasını, gerekli tetkiklerin ve ilgili branş konsültasyonlarının tamamlanmasını takip ederiz.

Toplumda organ bağışı farkındalığının henüz yeterli düzeyde olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle organ nakli koordinatörlüğünün görev ve sorumluluklarının da kamuoyunda yeterince bilinmediğini düşünüyorum.

Organ bağışı konusunda farkındalık arttıkça organ nakli koordinatörlüğünün değerinin daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.

 

DiyalizHaber: Bir hastanın organ nakli ihtiyacının ortaya çıkmasından nakil gerçekleşene kadar geçen süreçte koordinatörün rolü nedir?

Emel Yanık: Organ nakli koordinatörünün en önemli görevlerinden biri, organ nakline ihtiyaç duyan hasta ve hasta ailesiyle sağlıklı, güvene dayalı bir iletişim kurmaktır. Süreç hakkında doğru ve anlaşılır bilgi akışını sağlarız. Hastanın canlı vericisi varsa alıcı ve vericinin gerekli tetkiklerinin yapılmasını, ilgili branşlardan konsültasyonların alınmasını ve tetkik-tedavi süreçlerinin koordinasyonunu takip ederiz. Hastanın canlı vericisi bulunmuyorsa organ bekleme listesine kaydının yapılması ve bu süreçteki takibi de koordinatörün sorumlulukları arasındadır.

 

DiyalizHaber: Beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın ardından organ bağışı süreci nasıl ilerliyor? Aile ile yapılan görüşmelerde en zor aşama hangisi?

Emel Yanık: Beyin ölümü gerçekleşen hastanın yoğun bakımda takibi, ilgili hekimler ve sağlık ekibi tarafından yürütülür. Beyin ölümü tanısı konulduktan sonra organ nakli koordinatörü sürece dahil olur.

Aileyle yapılan görüşmeler, şüphesiz sürecin en hassas ve en zor aşamasıdır. İnsanların sevdiklerini kaybetmenin derin acısını yaşarken, daha önce hiç karşılaşmadıkları bir konuda karar vermelerini beklemek büyük bir empati ve iletişim becerisi gerektirir.

Bu aşamada ailenin dini çekinceleri, vücut bütünlüğünün bozulacağı endişesi, “Hastam gerçekten öldü mü?” sorusu ve içinde bulundukları şok hali dikkate alınmalıdır. Profesyonel ama aynı zamanda insani bir yaklaşım sergilemek, sürecin en kritik noktalarından biridir.

DiyalizHaber: Ailelerin organ bağışı konusunda en sık dile getirdiği çekinceler nelerdir? Bu endişeleri gidermek için nasıl bir iletişim kuruyorsunuz?

Emel Yanık: En sık karşılaştığımız çekinceler arasında dini açıdan uygun olup olmadığı, vücut bütünlüğünün bozulacağı endişesi, hastanın gerçekten ölüp ölmediğine ilişkin şüpheler ve bağışlanan organların kime verileceği konusundaki kaygılar yer alıyor.

“Organım zengin birine mi verilecek?”, “Fakir birine mi verilecek?”, “Herhangi bir ayrım yapılıyor mu?” gibi sorular da sorulabiliyor. Bu soruların tamamını aileye şeffaf, dürüst ve anlaşılır bir dille açıklamaya çalışıyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın organ bağışını destekleyen görüşleri hakkında bilgi veriyor, organların nakil ameliyatında büyük bir özen ve saygıyla çıkarıldığını anlatıyoruz. Ailelerin öncelikle dinlenmeye ve anlaşılmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Doğru bilgi, bu endişelerin azalmasında en önemli araçlardan biri.

DiyalizHaber: Türkiye'de organ bağışının önündeki en büyük engel sizce nedir? Bilgi eksikliği mi, toplumsal önyargılar mı, yoksa başka sorunlar mı?

Emel Yanık: Bence Türkiye’de organ bağışının önündeki en büyük engel tek başına bilgi eksikliği ya da toplumsal önyargı değil. Bilgi eksikliğinin beraberinde getirdiği yanlış inanışlar ve korkular çok daha önemli bir sorun.

Beyin ölümü ile bitkisel hayatın birbirine karıştırılması, beyin ölümünün geri dönüşü mümkün olmayan bir ölüm hali olduğunun yeterince bilinmemesi, organ bağışının dini açıdan sakıncalı olduğu yönündeki yanlış inanışlar ve sosyal medya ile basında yer alan yanlış bilgiler organ bağışını olumsuz etkileyebiliyor.

Bir diğer önemli konu da kişinin yaşarken organ bağışında bulunmuş olsa bile bu kararını ailesiyle paylaşmaması. Böyle durumlarda aile, karar verme aşamasında ciddi bir çelişki yaşayabiliyor. Bu nedenle organ bağışı kararının aileyle paylaşılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Topluma organ bağışının tıbbi, dini ve hukuki boyutları doğru şekilde anlatılırsa organ bağışı bilincinin önemli ölçüde artacağına inanıyorum.

 

DiyalizHaber: “Beyin ölümü” ile “bitkisel hayat” arasındaki fark toplum tarafından yeterince biliniyor mu? Bu konudaki yanlış bilgilerin organ bağışını etkilediğini düşünüyor musunuz?  

Emel Yanık: Evet, etkilediğini düşünüyorum. Beyin ölümü ile bitkisel hayatın aynı şey olmadığı toplum tarafından yeterince bilinmiyor. Bir aile beyin ölümünü tıbbi ve hukuki olarak geri dönüşü olmayan ölüm hali şeklinde doğru şekilde kabul ettiğinde, organ bağışına bakış açısının da değişeceğini düşünüyorum. Bunun temelinde yine doğru bilginin toplumda yaygınlaştırılması yatıyor.

Okullarda ve kurumlarda eğitimler verilmesi, medya ve sosyal medya aracılığıyla doğru bilgilerin aktarılması bu konuda önemli katkı sağlayacaktır.

 

DiyalizHaber: Organ bağışı konusunda medyanın ve sosyal medyanın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğru iletişim organ bağışı oranlarını artırabilir mi?

Emel Yanık: Kesinlikle artırabileceğini düşünüyorum. Teknoloji ve iletişim çağında yaşıyoruz. Doğru bilgiyi geniş kitlelere ulaştırmanın en etkili yollarından biri medya ve sosyal medyadır.

 

Ancak burada çok önemli bir sorumluluk da bulunuyor. Yanlış veya eksik bilgiler çok hızlı yayılabiliyor. Bu nedenle özellikle beyin ölümü, organ bağışı, organ nakli ve bağış süreciyle ilgili bilgilerin güvenilir kaynaklardan ve uzmanlar tarafından aktarılması gerekiyor.

DiyalizHaber: Bir organın bağışlanmasından başka bir hastaya ulaştırılmasına kadar nasıl bir organizasyon yürütülüyor? Koordinasyon açısından en kritik noktalar hangileri?

Emel Yanık: Organ bağışından organın başka bir hastaya ulaştırılmasına kadar çok büyük bir emek ve ekip çalışması var.

Bağışcının tüm bilgileri koordinatör tarafından ilgili sistemlere aktarılıyor. İl Sağlık Müdürlüğü, bölge koordinasyon merkezi ve Sağlık Bakanlığı Ulusal Koordinasyon Merkezi ile birlikte süreç yürütülüyor.

Öncelikle acil hastalar değerlendiriliyor. Eğer bölgede veya ülke genelinde acil durumda uygun bir hasta yoksa bekleme listesindeki hastalar; kan grubu, doku uyumu ve ilgili diğer tıbbi kriterlere göre değerlendiriliyor.

Tüm bu süreç Sağlık Bakanlığı’nın ulusal koordinasyon sistemi içerisinde, bölge koordinasyon merkezleri ve ilgili sağlık ekiplerinin iş birliğiyle yürütülüyor.

 

DiyalizHaber: Organ naklinde zamanla yarışılıyor. Özellikle böbrek, karaciğer ve kalp gibi organların nakle ulaştırılmasında ne tür lojistik ve organizasyonel zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Emel Yanık: Organ naklinde gerçekten zamanla yarışıyoruz. Ancak bu konuda Sağlık Bakanlığı Ulusal Koordinasyon Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü ve Bölge Koordinasyon Merkezi ile çok güçlü bir organizasyon yürütülüyor.

Lojistik ve ulaşım konusunda ihtiyaç duyduğumuz her türlü desteği alıyoruz. Bu nedenle süreçte karşılaştığımız lojistik sorunlar, güçlü koordinasyon sayesinde etkin bir şekilde çözülebiliyor.

DiyalizHaber: Organ bekleyen hastalar ve aileleriyle iletişim kurmak nasıl bir sorumluluk? Uzun süre organ bekleyen hastaların yaşadığı psikolojik süreci nasıl gözlemliyorsunuz?

Emel Yanık: Organ bekleyen hastalarla iletişim kurmak büyük bir empati ve iletişim becerisi gerektiriyor. Bu hastalar hayata tutunmak için yüksek bir motivasyona ihtiyaç duyuyor. Nakil bekleme süreci onlar ve aileleri için oldukça zor ve belirsiz bir dönem. Bu nedenle mümkün olduğunca sabırlı, anlayışlı ve hassas olmaya çalışıyorum.

DiyalizHaber:  Türkiye'de canlı vericili böbrek nakli önemli bir yere sahip. Sizce kadavradan organ bağışının artırılması için hangi adımlar atılmalı?

Emel Yanık: Türkiye, canlı vericili organ naklinde dünyada önemli bir konuma sahip. Ancak ülkemizde kadavra organ bağışının yeterli düzeyde olmaması nedeniyle birçok hasta, sevdiklerini kurtarmak isteyen yakınlarının gönüllü olarak verici olması sayesinde nakil olabiliyor.

Organ bağışı yeterli düzeye ulaşırsa sağlıklı bireyler, yakınlarını hayatta tutabilmek için canlı verici olarak ameliyat olmak zorunda kalmayacaklar.

Ayrıca canlı vericiden yalnızca belirli organların, özellikle böbrek ve karaciğerin nakli mümkün. Kalp ve akciğer gibi organlar için kadavra bağışı gerekiyor. Yeterli sayıda organ bağışı olmadığı için birçok hasta uygun organı beklerken hayatını kaybedebiliyor. Bu nedenle kadavra organ bağışının artırılması, yalnızca bugün organ bekleyen hastalar için değil, gelecekte hepimiz için çok önemli.

DiyalizHaber: Organ bağışı konusunda toplumda zaman zaman “organlarım bağışlanırsa doktorlar beni kurtarmak için yeterince uğraşmaz” şeklinde endişeler dile getiriliyor. Bu kaygıların gerçek bir karşılığı var mı ve bu konuda topluma ne söylemek istersiniz?

Emel Yanık: Hayır, bu kaygıların gerçek bir karşılığı yok. Hekimlerimiz her hastanın hayatını kurtarmak için ellerinden gelen tüm tıbbi çabayı gösterir. Beyin ölümü tanısı konulması, kişinin organ bağışçısı olup olmadığı değerlendirilmeden önce gerçekleştirilen bağımsız ve tıbbi kriterlere dayalı bir süreçtir. Organ bağışı kararı, hastanın tedavisinin önüne hiçbir zaman geçmez. Öncelik her zaman hastanın yaşatılmasıdır.

DiyalizHaber: Boş vakitlerinizde nelerle uğraşırsınız? Hobileriniz nelerdir?

Emel Yanık: Pilates yapmayı ve kitap okumayı seviyorum. Yoğun çalışma hayatının içinde kendime zaman ayırmaya ve mümkün olduğunca aktif kalmaya çalışıyorum.

DiyalizHaber: Bir organ nakli koordinatörü olarak sizi en çok zorlayan ve mesleğinizin en ağır tarafı nedir? Buna karşılık size “iyi ki bu mesleği yapıyorum” dedirten anlarınız oluyor mu?

Emel Yanık: Mesleğimde beni en çok zorlayan süreçlerden biri aile görüşmeleridir. Çünkü karşımızda hayatlarının belki de en zor anını yaşayan, sevdiklerini kaybetmenin acısıyla karşı karşıya olan bir aile vardır. Böyle bir anda başka insanların yaşayabilmesi için “Organ bağışı yapar mısınız?” demek hiç kolay değildir. Burada çok hassas bir denge kurmak gerekiyor. Biz aileden bir karar vermesini isterken onların yaşadığı acıyı asla göz ardı etmemeliyiz.

 

Öncelikle onları dinlemek, yaşadıkları süreci anlamak ve doğru bilgiyi sakin, anlaşılır ve empatik bir şekilde aktarmak gerekiyor. Çünkü organ bağışı, bir insanın kaybını telafi etmek değildir. Ancak o kaybın ardından başka insanların hayatına devam edebilmesine vesile olmaktır.

Nakil bekleyen bir hasta için bağışlanan her organ yeni bir hayattır. Bu nedenle organ nakli koordinatörünün en önemli görevinin, aileye doğru zamanda, doğru şekilde ve doğru empatiyle yaklaşarak bilgi vermek olduğunu düşünüyorum. Mesleğin en zor yanı da, belki de en anlamlı yanı da budur.

DiyalizHaber: Son olarak Diyaliz Haber aracılığıyla organ bekleyen hastalara, ailelerine ve organ bağışı konusunda kararsız olan vatandaşlara ne söylemek istersiniz? Türkiye'de daha fazla insanın organ bağışçısı olması için topluma çağrınız nedir?

Emel Yanık: Organ bekleyen hastalarımıza ve ailelerine şunu söylemek isterim: Siz yalnız değilsiniz. Bir organ yalnızca bir tedavi değildir. Bir insanın yeniden hayatına, ailesine, çocuklarına, eşine ve hayallerine dönebilmesi için bir umuttur.

Organ bağışı konusunda kararsız olan vatandaşlarımız bugün karar vermek zorunda değil. Ancak kendilerine şu soruyu sormalarını isterim: “Bir gün organ nakline ihtiyaç duyan kişi benim çocuğum, eşim, annem veya babam olsaydı ne hissederdim?” Bu sorunun, organ bağışına bakış açımızı değiştirebileceğine inanıyorum. Organ bağışı, öldükten sonra başka bir insana yaşam şansı vermektir.

Organ bağışı; yeni hayatlar, yeni umutlar demektir.

 

DiyalizHaber: Bu güzel röportaj için çok teşekkür ederim. Sizin mesleki hayatınızdaki başarılarınızın devamını diliyorum.

Yayın Tarihi:15/09/2026

Yorumlar

Fikirlerinizi Paylaşınİlk yorumu siz yazın.
bottom of page